Osmanlı devletinde Türkler aşağılanır mıydı?

Osmanlı'da Türk yoktu; Ermeni, Rum, Musevi ve İslam cemaatleri vardı. Türkler ise horlanan, aşağılanan bir konumdaydılar. (Yeni Yüzyıl, 23.2.1995)

I.

Osmanlı devletinde Tanzimat sonrası dönemde görev yapan 41 sadrazamın 35'i doğma büyüme Türk, yani "baba dili Türkçe olan Anadolu ve Rumeli müslümanı"dır. Diğer beş sadrazamdan ikisi çocuk yaşta Türkleşmiş yabancı köle, dördü Türkleşmiş Arnavut veya Kafkasyalıdır. Devletin en üst siyasi makamına bu dönemde gelenler arasında gayrımüslimler bulunmadığı gibi, Arap ve Kürt de bulunmaz.1

Benzer oranlar aynı dönemin şeyhülislamları ve askeri erkânı için geçerlidir. 1839'dan sonra atanmış olan 26 şeyhülislamın biri Arap, ikisi Türkleşmiş Dağıstanlı ve Boşnak, diğerleri doğuştan Türktür. 2 Serasker ve harbiye nazırlarının tümü Türk veya Türkleşmiş Balkan/Kafkas asıllılardır. Gayrımüslimlerin istihdam edildiği tek yüksek devlet makamı olan hariciye nazırlığında da Türkler ezici çoğunluğu temsil ederler: Tanzimat sonrası dönemin 32 hariciye nazırı (dışişleri bakanı) arasında, gayrımüslim olan üçü dışındakilerin tümü, sadece müslüman değil aynı zamanda Türktür. 3

Türklerin imparatorluk nüfusu içindeki payı, 1840'ta %40 ve 1914'te %50 dolayındadır. Şu halde, ülke nüfusunun beşte ikisi ila yarısını oluşturan bir etnik unsur, devletin üst makamlarını (ve ayrıca orta ve alt makamlarının tamamına yakınını) fiilen tekeline almış gözükmektedir. Eğer "horlama ve aşağılamadan" kastedilen buysa, bunun hayli enteresan bir horlama yöntemi olduğu kabul edilmelidir.

II.

Osmanlı devletinin son dönemlerinde sırasıyla Rumlar, Sırplar, Romenler, Bulgarlar, Ermeniler, Arnavutlar ve Araplar, "Türk" egemenliğine karşı isyan edip özgürlük mücadelesine girişmişlerdir. Osmanlı toplumunda Türklerle az çok içiçe yaşayan bu toplulukların, Türklerin aslında hakim bir unsur değil "horlanan, aşağılanan bir konumda" olduklarının farkına varamamış gözükmeleri de hayret verici bir husustur.

III.

Asya'nın dört büyük uygarlığından ikisi, dil birliğine sahip olmayan ulusların eseridir.

Hindistan'da bugün onsekizi resmi yazı dili olarak tanınan 700'ün üzerinde dil konuşulmaktadır. Bunların birçoğu birbiriyle akrabalığı bile olmayan, yabancı dillerdir. Bir Bengalli ile bir Tamil, kökü ikibin yılı aşan farklı kültürel ve edebi geleneklere sahiptir; geçmişte ayrı devletler kurmuşlar, pek ender olarak ortak bir siyasi birimin hakimiyetinde bulunmuşlardır. Buna rağmen ortak bir "Hintlilik" bilinci pekala oluşabilmiştir. Farklı dil ve din-kültür öbekleri ortak bir "Hint" ulus-devletinin çatısı altında yaşamaktan gocunmamaktadır. İstisna niteliğinde bir-iki kriz dışında, bağımsızlık peşinde değildirler.

Aynı şekilde Çin, bir düzineyi aşkın dil ailesine sahiptir. Çin resim-yazısının özel yapısı sayesinde, tümü aynı yazı dilini okuyabilirler, fakat konuşulan diller, çoğu zaman birbiriyle anlaşmaya imkân vermeyecek kadar yabancıdır. Kuzey Çin'in buğday kültürü ile güney Çin'in pirinç kültürü arasındaki farklar da, sözgelimi, en az İstanbul ile Kahire arasındaki kültürel farklar kadar belirgindir. Buna rağmen, ikibin yıla yaklaşan bir süredir ortak bir "Çinli" kimliği ve siyasi birlik iradesi varlığını koruyabilmiştir.

Yüzyıllarca Çin ve Hint'e eşdeğer boyutta bir uygarlık potası oluşturabilmiş olan Yakındoğu havzası, ve o havzanın uzun süre hakimi olan Osmanlı devleti, acaba neden çağdaş dünyaya benzer bir ulusal sentezle çıkamamıştır? Ve neden böylesine müthiş bir başarısızlık, böyle acı bir hezimet, modern Türk ulusçuluğunun bir gurur vesilesi olarak sunulabilmektedir?

Ortak toplumsal bünyesinden Arabı, Ermeniyi, Arnavudu ve Rumu tasfiye etmekle Osmanlı-Türk toplumu ne kazanmıştır? Türkle Arabın kültür, dil ve ırk farkı, Pencaplıyla Tamil arasındaki farktan daha mı büyüktür? Tuna'dan Basra'ya uzanan bir coğrafyada, ikibin yılı aşkın bir ortak siyasi tarihe sahip olan, benzer kent ve köy geleneklerini paylaşan, yaklaşık aynı ırka mensup olan, ortadoğunun birbiriyle akraba üç dinini tanıyan halkları, aralarındaki dil farkını aşamayacak kadar birbirine yabancı mıdır?

"Atatürk milliyetçiliği" başlığı altında ele alacağımız konuların arka planını, bu sorular oluşturmaktadır.

Notlar

1. Kaynak: İbnülemin, Son Sadrazamlar. Köle kökenlilar İbrahim Edhem ve Tunuslu Hayreddin, Arnavutlar Mustafa Naili, Avlonyalı Ferit ve İzzet Paşalar, Kafkas kökenli olan ise (Bağdatlı olduğu için genellikle yanlış olarak Arap sanılan) Mahmut Şevket Paşadır. 35 sadrazam arasında gayrımüslim olarak doğup küçük çocukken esir alınarak müslüman edilen sadece İbrahim Edhem Paşa görünüyor.

2. Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 4. Arap olan tek şeyhülislamın 1918'de kurulan Tevfik Paşa kabinesinde yer almış olması ilgi çekicidir. Arap ülkelerinin tümünün fiilen elden çıkmış olduğu bu tarihte, Osmanlı hükümeti Arabistan'ın en azından bir kısmını barış konferansında yeniden kazanmak ümidindeydi.

3. Üç gayrımüslim hariciye nazırı 1878-79'da göreve gelen Aleksandr Karatodori ve Sava Paşalarla 1912-13'te Ahmet Muhtar ve Kâmil Paşa hükümetlerinde aynı görevi üstlenen Kapriel Noradungyan Efendidir.

"Tanzimat döneminde Osmanlı hariciye nazırlarının çoğunun gayrımüslim olduğuna" ilişkin bir inanış, günümüz Türk kamuoyunda hayli yaygındır.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53