Resmi devlet dininin olmayışı, demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez özelliği midir?

Laik devlette devlet dini olamaz, olmamalıdır. Çünkü hukuk devleti fikri ile mevcut dinlerden birinin üstün tutulması fikrini bağdaştırmak mümkün değildir. (Prof. Dr. Hamza Eroğlu, Türk İnkılap Tarihi, s. 424) Bir tek örnek göstersinler. "Çağdaş çoğulcu anlamda bir demokratik sistem şu ülkede vardır, ama o ülkede laiklik yoktur" desinler. Eğer bunu söyleyebiliyorlarsa, o zaman diyebiliriz ki, laiklik demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biri değildir. Çünkü, öbür tarafta, şu ülkede, diyelim Patagonya'da laiklik olmaksızın demokratik sistem işleyebiliyor. Bu örneği ortaya koyuncaya kadar biraz çaba sarfetsinler, tavsiye ederim. (Oktay Ekşi, Mustafa Kemaller Görev Başına, s. 121)

Laiklik eğer devletin resmi dini olmaması ise, yeryüzündeki bellibaşlı çağdaş ve demokratik hukuk devletlerin birçoğunun laik olmadığını kabul etmemiz gerekecektir. Fransa ve ABD, bu anlamda laiktir; İngiltere, İsveç, İtalya ve Yunanistan laik değildir. Almanya ve Hollanda gibi bazı Avrupa ülkeleri ise, yarı-laik diye tanımlanabilecek bir çizgiyi benimsemişlerdir.

Bu ülkelerin "modern devlet" veya "hukuk devleti" olmadıklarını veya "medeni yaşayıştan" uzak kaldıklarını ileri sürmek güçtür.

İngiltere

İngiltere'de Anglikan mezhebi resmi devlet dini (established church) sıfatına sahiptir. İngiliz hükümdarı, aynı zamanda Anglikan kilisesinin başıdır. Kanun, Anglikan kilisesini, "dinî ilke ve vecibeleri arzu eden herkesin istifadesine sunmakla" mükellef kılmıştır.

Anglikan kilisesinin öğretisi, ibadet düzeni ve ruhban hukuku gibi konularda son söz parlamentoya aittir. Dinî inanca veya uygulamaya ilişkin herhangi bir yorum veya yenilik, ancak parlamentonun onayıyla yürürlüğe konabilir. Kilisenin üst yöneticileri (piskopos ve dekanlar), parlamentonun onayıyla, hükümdar tarafından atanırlar. Anglikan mezhebine mensup olmayan parlamento üyeleri, gelenek gereği, bu konulardaki oylamalara katılmazlar. Kilise yöneticilerinin bir kısmı, "ruhani lordlar" (lords spiritual) sıfatıyla, parlamentonun Lordlar Kamarasına katılırlar.

Buna karşılık ekonomik bakımdan Anglikan kilisesi devletten bağımsızdır. Devlet, kiliseye mali katkıda bulunmaz. Dinî faaliyetler (ruhban maaşları, kilise ve diğer dinî binaların inşa ve bakımı, hayır faaliyetleri) vatandaşların gönüllü katkıları ve kilisenin kendi mülkünün gelirleriyle finanse edilir.

Resmi devlet dininin varlığı - en az 19.cu yüzyıl ortalarından beri - vatandaşların din ve vicdan özgürlüğüne engel olmamıştır. İngiliz toplumunun önemli bir bölümü, temel inanış ve ibadetlerinde Anglikan kilisesinden pek ayrılmamakla birlikte, devletin kilise üzerindeki vesayetini reddeden, dolayısıyla piskopos ve dekan hiyerarşisini tanımayan, bağımsız (nonconformist) Protestan mezheplere mensuptur. 17.ci yüzyıldan bu yana, bağımsız mezhepler İngiliz siyasi yaşantısında önemli bir rol oynayagelmişlerdir.

Devlet dinine mensup olmayanların kamu haklarına ilişkin kısıtlamalar, 1828 ile 1858 yılları arasında yapılan bir dizi reformla kaldırılmıştır. Başta bağımsız Protestanlar, Katolikler ve Museviler olmak üzere diğer din mensuplarının ve dinsizlerin, devlet hizmetine girmek ve parlamentoya seçilmek hakları dahil tüm konulardaki hukuki eşitliği bu yıllarda tanınmıştır. Anglikan kilisesine, hatta Hıristiyan dinine mensup olmayan kişiler, son 150 yılda başbakanlık, savunma bakanlığı ve genelkurmay başkanlığı dahil devletin en yüksek makamlarına gelebilmişlerdir. Tüm dinlerin ve din karşıtlarının örgütlenme ve propaganda serbestliği vardır.

Değinilmesi gereken bir konu da, Birleşik Kırallığı oluşturan ülkelerden sadece İngiltere'de Anglikan kilisesinin resmi statüye sahip olduğudur. İskoçya'nın, 1701 tarihli Birlik Antlaşmasıyla tanınmış ayrı bir ulusal mezhebi vardır. Kuzey İrlanda'da 1869'dan, Galler ülkesinde 1920'den bu yana Anglikan kilisesinin resmi statüsü yoktur.

İtalya

Papalık devletiyle İtalya arasında 1929 tarihinde aktedilen Konkordato ve İtalyan anayasasının buna gönderme yapan 9.cu maddesi uyarınca, Katolik dini İtalyan devletinin tek resmi dinidir. Başka dinler, kamu düzeni ve genel ahlaka aykırı olmamak koşuluyla serbesttir. Katolik kilisesinin üst düzey görevlileri (piskopos ve başpiskoposlar), İtalyan devletinin onayıyla, Papalık tarafından atanırlar. Katolik kilisesinin dinî nikahı, medeni hukukta ayrıca bir işleme gerek olmaksızın geçerli sayılır; buna karşılık öteki dinlerin mensupları ve dinsizler, medeni nikah kıymak zorundadır. Devlet okullarında Katolik din adamları tarafından verilen din dersleri bulunur (ancak çocukların bunlara katılması velinin isteğine bağlıdır). Katolik kilisesi, devlet okullarına eşdeğer orta ve yüksek dereceli okullar işletebilir.

Katolik kilisesiyle organik bağları olan Hıristiyan Demokrat Parti, 1945'ten geçtiğimiz yıllara kadar sürekli olarak hükümet koalisyonlarına dahil olmuştur. Bu sayede Katolik kilisesinin görüşleri devlet politikalarına belli ölçülerde yansımışsa da, boşanma ve kürtaj gibi birçok önemli alanda kilisenin şiddetle muhalif olduğu kararlar hükümet politikası olarak benimsenebilmiştir.

İtalyan toplumunun yaklaşık % 20'si kendini "dinsiz" olarak tanımlamaktadır. Gerek dinsiz, gerekse Musevi ve Protestan azınlık mensuplarına siyasetin ve kamu hizmetlerinin her kademesinde rastlanır.

İskandinav ülkeleri

İsveç, Norveç ve Danimarka'da Evangelik ("Lutherci") Protestan mezhebi resmi devlet dinidir. Her üç ülkede hükümdarın devlet dinine mensup olması anayasa gereğidir. Devlet dinine mensup üst düzey din adamları hükümdar tarafından atanırlar. Kilise ekonomik bakımdan devlete bağımlı, inanç ve doktrin konularında bağımsızdır. Öteki dinler, inanç, ibadet, propaganda ve örgütlenme açılarından tam özgürlüğe sahiptirler. Vatandaşlar, herhangi bir dine mensup olmak veya olmamakta serbesttir.

Yunanistan

Ortodoks Yunan mezhebi, Yunan devletinin resmi dinidir. Öteki dinlere (özellikle Katolik ve Müslümanlara) ibadet, eğitim ve dinî kurumların yönetiminde bağımsızlık tanınmıştır. Buna karşılık Ortodoks mezhebi aleyhine propagandanın ve Ortodoks mezhebinden ayrılmaya teşvikin kanunen yasak olması, Yunan hukukunu çağdaş demokratik ülkeler hukukundan ayıran önemli bir eksiklik olarak görülmektedir.

Almanya

Modern Alman hukuku, din özgürlüğünü sadece bireyin dinî inanç özgürlüğüyle (Glaubensfreiheit) sınırlı tutmayıp, bireysel veya toplu ibadet özgürlüğünü (Kultusfreiheit) ve dinsel amaçlarla örgütlenme özgürlüğünü (Assoziationsfreiheit) din özgürlüğünün asli birer unsuru saymıştır. Bu özgürlüklerin tek sınırı, kamu düzeni, genel ahlak ve başka dinlerin özgürlüğüdür.

Tanımın mantıki sonucu, dinin sadece soyut bir inanç olarak değil, kendine özgü töreleri ve kurumları olan bir tüzel kişilik veya cemiyet (Gesellschaft) olarak tanınmasıdır. Din özgürlüğü, bu cemiyetin kendi iç işlerini serbestçe yönetme, inanç ve ibadet biçimleri konusunda kendi töreleri uyarınca karar verme, gerek cemiyetin yönetimine gerekse cemiyet mensuplarının maddi ve manevi yükümlülüklerine ilişkin kurallar koyma, ve bunlara uymayanlara karşı müeyyide uygulama haklarını da kapsar. Bu hakların - en başta devlet olmak üzere - çeşitli kaynaklardan gelebilecek baskı, tehdit ve müdahalelere karşı korunması, özgür hukuk düzeninin temel yükümlülükleri arasındadır. Alman tarihinin kötü deneyimleri, bu konunun üzerinde hassasiyetle durulmasını zorunlu kılmıştır. (Nazi rejimi kendine yakın din adamları aracılığıyla kilise yönetimine hakim olmaya ve kilise kararlarına müdahale etmeye çalışmış; bir yandan da, mevcut mezheplerin dışında bir Devlet Kilisesi oluşturmayı denemişti.)

Federal anayasanın din özgürlüğünü düzenleyen 140.cı maddesi gereğince Alman devletinin resmi dini yoktur. Herkes dinini seçmekte, din değiştirmekte ve dinsiz kalmakta özgürdür. Dinî cemiyetler (Religionsgesellschaften), genel hukuk düzeni içinde kalmak kaydıyla kendi iç işlerini düzenleme, din görevlilerini atama, inanç ve ibadet konularında serbestçe karar verme haklarına sahiptirler.

Alman toplumunda tarihi kökleri olan üç din - Katolik, Evangelik ("Lutherci") ve Reforme ("Kalvinist") mezhepleri - "kamu hukukunca tanınmış dinî cemiyetler" (öffentlich-rechtlich anerkânnten Religionsgesellschaften) statüsüne sahiptir. Bu dinlerin, devlet hastaneleri, hapishaneler, silahlı kuvvetler, kamu radyo-televizyon kurumları gibi kamu kuruluşlarında temsil edilme hakları vardır. Devlet okullarına eşdeğer okullar açabilirler. Ayrıca kendi mensuplarından devlet eliyle kilise vergisi toplamak yetki ve ayrıcalığı da bu dinlere tanınmıştır (uygulamada üç mezhep mensuplarından, gelir vergisinin % 6 ila 10'u oranında kilise vergisi alınır.) Mezhep-içi bir uyuşmazlık halinde devlet, o mezhebe özgü kilise organlarının usule uygun olarak aldıkları kararları tanır ve gerekirse kamu zoruyla icra eder. Örneğin bir Katolik papazı kilise kurallarına aykırı birtakım işlere giriştiği takdirde, yetkili kilise kurullarının kararı uyarınca devlet kuvvetleri eliyle görevden menedilebilir.

Yasa, "yaygınlık ve kalıcılık" testlerinden geçme kaydıyla, başka dinlerin de "kamu hukukunca tanınmasına" açık kapı bırakmıştır. Almanya'ya çok benzeyen bir hukuk yapısı olan Avusturya'da dördüncü bir mezhep - Vatikan yönetimine isyan eden Eski Katolikler - resmen tanınan dinler arasına katılmıştır.

Resmi bir dini olmamak ve dinin devlete karşı bağımsızlığını vurgulamak anlamında, Alman hukuk düzeni Fransız ve Amerikan modellerine yaklaşır. Öte yandan, dinî cemiyetleri kamu hukukunun birer ögesi saymakla, dini sadece bireysel bir vicdan işi sayan ve dinsel kurumları özel hukuka ait birer "dernek" statüsüne indiren Fransız laisizminden çok farklı bir yol tutulmuştur. Sonuçta benimsenen sistemi, bir devlet dini yerine üç veya daha fazla devlet dini olan bir düzenleme olarak değerlendirmek mümkündür.

Sonuç: Laiklik ve din özgürlüğü

"Resmi dini olmamak" ile, çağdaş demokratik hukuk devletinin temel özelliklerinden biri sayılan "laikliğin" birbirinden farklı şeyler oldukları, yukarıdaki örneklerden açıkça anlaşılmaktadır.

18.ci yüzyıl sonları ile 19.cu yüzyıl başlarında şekillenen modern devlet teorisinin temel kaygılarından biri, resmi dine mensup olmayanların vatandaşlık haklarının korunması olmuştur. Siyasi temsil (seçme, seçilme) ve devlet hizmetine girme hakları, din ve mezhep ayrımı gözetmeksizin tüm vatandaşlara eşit şekilde sunulmuştur. Bunun mantıki sonucu, "vatandaşlık" kavramının - ve kamu çıkarı düşüncesinin - din unsurundan bağımsız olarak tanımlanmasıdır. Devlet "dinlerüstü" bir kimlik kazanmıştır. Kamu otoritesinin tasarrufları belirli bir dinin inanç ve ilkelerine dayandırılamaz; dolayısıyla dindışı ya da dünyevi (seküler) gerekçelerden hareket etmek, bu anlamda laik olmak zorundadırlar. Yukarıdaki ülkelerden (belki bir ölçüde Yunanistan hariç) her biri, en az yüz veya yüzelli yıldan beri bu prensiplere en ileri düzeyde riayet eden ülkeler arasında bulunur.

Resmi devlet dininin terkedilmesi, bir bakıma, laiklik fikrinin mantıki uzantısı sayılabilir. Nitekim ABD ve Fransa gibi bazı laik ülkeler bu görüşü benimsemişlerdir. İngiltere ve İtalya gibi devletlerin resmi dini korumuş olmalarında ise, şu gerekçelerin etkisi görülür:

1. Demokratik hukuk devleti, çoğunluk dininin değer ve duyarlıklarını yok sayamaz; sembolik düzeyde de olsa, bunlara saygı göstermek zorundadır.

2. Yerleşik din kurumlarına karşı girişilecek bir mücadele, büyük toplumsal çatışma ve kamplaşmalara yol açabilir. Bundan hukuk düzeni zarar görür; kamuoyunun bir kısmını zorla tasfiye etmeyi amaçlayan zorbalık rejimlerine zemin hazırlanır.

3. Bazı din kurumlarının korunmasında, eğitim, sağlık, manevi dayanışma gibi alanlarda kamu yararı bulunur.

Dinî kurum ve gelenekleri bastırmayı, yoketmeyi, en azından kamu alanı dışına atmayı "modernlik" sayan zihniyet ile burada ifade bulan laik devlet anlayışı arasında derin farklar bulunduğu görülmektedir.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53