Tek Parti rejimi, ilk ve orta öğretim alanında bir atılım sağlamış mıdır?

Kısacası Türk devrimi, eğitime yapılacak harcamaların ekonomik açıdan da en verimli, en üretken, en ussal harcamalar olduğu gerçeğini daha 1920'lerde görerek çağdaş kalkınma kuramının öncülüğünü yapmıştır. Yanmış, yıkılmış, yüzyıllardan beri tam anlamıyla bakımsız bırakılmış toplum koşullarında, onbeş yıl gibi kısa sürede, bugünkü Türkiye'nin sahip bulunduğu bütün gerçek güç kaynaklarını yaratan, bu eğitim devrimi olmuştur. (Prof. Dr. Özer Ozankaya, Cumhuriyet Çınarı, s. 391)

Modern Türk eğitim sisteminin ana unsurlarını oluşturan ilk ve orta öğretim kurumları, bugünkü şekillerini 19.cu yüzyılda almıştır. Dar anlamda Tanzimat yıllarında (1839-76) temelleri atılan sistem, II. Abdülhamid yıllarında (1876-1909) büyüyerek imparatorluk taşrasına yayılmıştır: 1880 ve 90'lar, modern eğitim sisteminin atılım yıllarıdır. Yüzyıl sonunda en üst düzeye ulaşan ilk ve orta öğretim istatistiklerinin, Cumhuriyetin ilk yıllarında çarpıcı bir biçimde gerilediği, ve ancak 1940'lara doğru düzelerek 1950'lerde tekrar yüzyıl başındaki düzeylere ulaştığı görülür.

Cumhuriyetin eğitim tarihi ile ilgili sayısız incelemede, Cumhuriyet öncesine ilişkin ayrıntılı bilgilere yer verilmez. Evet: 1920'li felaket yıllarına oranla 1930 ve 40'lar nisbî bir düzelme çağıdır; ancak sözkonusu felaket yıllarının, yüzyıl başına oranla yer yer %80'lere varan bir gerilemeyi temsil ettiği genellikle unutulur. Bu husus bilinmeden, Cumhuriyetin eğitim alanındaki başarılarını vurgulamak yanıltıcı olabilir.

İlk öğretim

Geleneksel (eski) Osmanlı temel eğitim sistemi, sıbyan veya mahalle mektebi adı verilen kuruma dayanır. Sıbyan mekteplerinin merkezi bir denetim organı yoktur. Çoğu, cami ve diğer hayratla birlikte, bir vakıf bünyesinde örgütlenmiştir. Mali ihtiyaçları vakıf gelirlerinden ve yerel cemaatin katkılarından karşılanır. Üç yıl süreli tipik sıbyan eğitiminde, ilk yıl elifbaya, daha sonraki yıllar temel din ve ahlak bilgileri ile kıraata ayrılır. Kız ve erkek çocuklar genellikle bir arada ders görürler. Tanzimat-öncesi Osmanlı toplumunda sıbyan eğitiminin yaygınlığı hakkında yeterli bilgi yoktur.

Sıbyan mektebinin, geleneksel (statik) bir toplum düzeninin eğitim ihtiyaçlarını karşılayamadığına ilişkin bir iddiaya rastlamıyoruz. Ezbere dayalı eğitim, cahil hocalar, antipatik mekânlar gibi yaygın şikayet konuları, sistemin yapısından çok insan malzemesinin eksikliklerinden doğan sorunlar görünümündedir. Cumhuriyetten sonra da - idealistçe çabalara rağmen - bu konularda yeterli bir düzelme sağlanabildiği kuşkuludur.

Tanzimattan itibaren devlete memur ve uzman yetiştirmek amacıyla kurulan resmi orta öğretim kurumlarının (rüşdiye ve idadilerin) gereksinimleri, giderek temel eğitimde de reformu zorunlu kılmıştır. Sıbyan mekteplerini ıslah etmeye yönelik bir dizi başarısız teşebbüsten sonra, 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile kapsamlı bir düzenlemeye gidilmiştir. 1869 reformunun ana hatları şöyle özetlenebilir:

a. tüm ilkokullara merkezi denetim ve müfredat getirilmiştir;

b. geleneksel derslerin yanında, hesap, tarih, coğrafya, pratik bilgiler gibi modern derslerin ağırlığı artırılmıştır;

c. sınıf esası ve yaş tahditleri kabul edilmiştir;

d. kız ve erkekler için, dört yıllık ilköğretim mecburiyeti ilan edilmiştir;

e. her mahalle ve köyde en az bir okul kurulması zorunlu kılınmıştır; iki okul olan yerlerde kız ve erkekler ayrılacak, mahallin nüfus yapısına göre müslim ve gayrımüslimler için ayrı okullar kurulacaktır.

1876 Kanun-u Esasisi, kız ve erkek çocuklar için ilköğretimi anayasal bir zorunluk haline getirmiştir.

İlki İstanbul'da 1872'de açılan modern deneme ilkokullarının (nümune mektepleri, usul-ü cedid iptidaileri) sayısı, 1885'te 44'ü bulmuştur. Daha sonraki yıllarda sıbyan mektebi/iptidai ayrımının ortadan kalktığı ve tüm ilkokullar için geçerli bir ortak müfredat ilan edildiği görülmektedir. Sıbyan okullarını modern ve standart bir sisteme bağlama çabasının ne ölçüde başarılı olduğunu bilemiyoruz: şüphesiz yüzyılların eğitim geleneklerinin yasal ve idari tedbirlerle bir günde değiştiğini düşünemeyiz. Ancak 1880'li yıllarda imparatorluğun 14 kentinde ilköğretmen okullarının kurulmasıyla, taşra ilkokullarına kalifiye öğretmen yetiştirme yönünde çok önemli bir adım atılmış olduğu kabul edilmelidir.

Aşağıdaki tabloda, Osmanlı imparatorluğunun bugünkü TC sınırları içinde kalan bölümündeki ilkokullara ilişkin 1895 yılına ait sayılar verilmiştir. İmparatorluğun son yıllarına ilişkin en kapsamlı ve güvenilir kaynak olması nedeniyle 1313 (1895) yılına ait İstatistik-i Umumi'den yararlanılmıştır. Aynı döneme ait Devlet Salnamelerinde vilayet bazında verilen rakamlar, buradaki sayılara genel olarak uyum gösterirler. Verilen rakamlar muhtemelen kayıtlı öğrenci sayısı olup, fiilen okula gidenlerin sayısının daha düşük olduğu varsayılmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığının verdiği öğrenci sayılarıyla fiilî sayım sonuçlarını ilk kez karşılaştırma olanağı bulduğumuz 1950 yılında, örneğin, kayıtlı öğrenci sayısıyla gerçek öğrenci sayısı arasında %25'e yaklaşan bir fark tesbit ediyoruz. Geçmişteki fire oranlarının da en az bu düzeyde olduğunu kabul edebiliriz.

Derlediğimiz sayılar, sadece imparatorluğun sonradan TC sınırları içinde kalan kısmına aittir. Kısmen TC sınırları içinde kalan yerlerden Halep vilayetine ait rakamların ortalama hesapla %50'si, Edirne vilayetine ait rakamların %85'i alınmıştır. Bu tarihte Rus yönetiminde bulunan Kars, Ardahan ve Artvin istatistiklere dahil değildir.1

Tablo 1: II. Abdülhamid döneminde ilköğretim (1895)

İslam ilkokulları (sadece TC sınırları içinde)

Okul sayısı 23.518

Öğrenci sayısı 675.608

5-10 yaş İslam nüfus 1.184.758

Öğrenci oranı %57,0

Gayrımüslim ve yabancı

Okul sayısı 2.330

Öğrenci sayısı 155.153

Toplam 5-10 yaş nüfus 1.355.530

Toplam öğrenci oranı % 61,3

Cumhuriyet rejiminin ilköğretim konusundaki ilk ve en önemli tasarrufu, 3.3.1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile, devlet denetimi dışında eğitim veren tüm öğretim kurumlarının varlığına son vermek olmuştur. Aynı kanunla, genel ve mesleki amaçlı din eğitimi devlet tekeline alınmış; yine aynı gün çıkarılan bir başka kanunla, geleneksel eğitim kurumlarının çoğunun bağlı oldukları vakıflar devletin tasarrufuna sokulmuştur. Nihayet eski yazıyla her türlü eğitimi yasaklayan 1928 tarihli Harf Kanunu ile, devlet denetimi dışında hala yürüyor olması muhtemel olan gayrıresmi eğitim odaklarına son darbe vurulmuştur.

Kolayca görülebildiği üzere üç devrim kanununun net sonucu, geleneksel-yerel sıbyan eğitimi sisteminin yasal varlığına son vermektir. Bu suretle kapatılan sıbyan mekteplerinin sayısı hakkında yayınlanmış herhangi bir bilgi yoksa da, bu sayının onbinleri aştığı tahmin edilebilir.

Sıbyan mekteplerinin kapatılmasının modern eğitim açısından yararlı bir adım olduğu belki savunulabilir. Ancak eğitim işini kendi tekeline alan devletin, bu iş için gerekli kadro ve altyapıyı hemen temin edebildiği çok şüphelidir. Özellikle ilköğretimin temel konusu olan okuma-yazma öğrenimi konusunda, yıkılan yapının yerine yenisinin konabildiği tartışmalıdır. 1928'de kurulan millet mektepleri ile 1931'de CHP bünyesinde örgütlenen halkevlerinin, eski yerel kurumların yerini ne kadar tutabildiklerine ilişkin objektif bilgilere sahip değiliz. Ancak millet mekteplerinin en geç 1932-33'e doğru tükendikleri; halkevleri ve halkodalarının sayısının ise 1945'e dek ülke çapında 300-500'ler düzeyini aşamadığı görülmektedir.

1923-1950 dönemine ilişkin, DİE İstatistik Yıllıklarından derlediğimiz ilköğretim rakamları aşağıdaki tabloda verilmiştir. Çağ nüfusları, 1927, 1935 ve 1950 nüfus sayımlarının uygun yaş gruplarından projeksiyon yöntemiyle hesaplanmıştır; ölüm ve muhaceret oranları hesaba katılmamıştır. (1927 sayımında yaş grupları yıllar olarak verilmeyip yıl blokları halinde sayıldığı için, 1923-24 yaş nüfusu tahminimiz yaklaşık bir ortalamadır.)

Öğrenci sayıları, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanan verilere uygundur. 1950 nüfus sayımına göre 7-13 yaş arası (13 yaş dahil) fiilen okula giden öğrenci sayısı 1.224.000 civarında olup, aynı yıl için bakanlığın verdiği ilkokul öğrenci sayısının %76'sı kadardır. Bir başka deyimle, gerçek öğrenci sayısının burada gösterilen sayıların dörtte üçü düzeylerinde olması muhtemel kabul edilmelidir.

Tablo 2: Cumhuriyet döneminde ilköğretim

1923-24 1930-31 1937-38 1950-51

İlkokul sayısı 4.894 6.598 6.700 17.428

Öğrenci sayısı (bin) 342 489 765 1.617

7-11 yaş nüfus (bin) 1.350 1.528 2.334 2.326

Öğrenci oranı %25,3 %32,0 %32,7 %69,5

Görüldüğü gibi 1895'te TC sınırları içinde bulunan yaklaşık 23.500 müslim ve 2.300 gayrımüslim ilkokulundan geriye, 1923-24 yılında 4.894 ilkokul kalmıştır. Eksilmenin bir kısmı savaş yıllarının tahribatına, bir kısmı Cumhuriyet yönetiminin siyasi ve idari sıkıntılarına bağlanabilir. Ancak sanıyoruz ki asıl etken, resmi niteliği olmayan sıbyan mekteplerinin 1923-24 sayımına dahil edilmemiş olmasıdır.

1924-25 ders yılında ilkokul sayısı 5987'ye çıkmıştır. Bunda, savaş yıllarında kapanmış olan bazı okulların yeniden açılması rol oynamış olabilir. Ayrıca 1924'te sıbyan mekteplerinin kapatılması kararı üzerine, bunlardan bir kısmının alelacele resmi okullara dönüştürülmüş olması akla yakın bir ihtimal gibi gözükmektedir.

1924-25'ten sonra, Atatürk'ün ölümüne kadar geçen 13 yılda açılan toplam yeni ilkokul sayısı 713'tür. Artış oranı toplam %11.9 olup, bu da yılda ortalama yılda %0.9 (binde dokuz) eder. 1920'lerin sonundan itibaren ilkokul çağındaki çocuk nüfusunda görülen muazzam artışa oranla, ilkokullara yapılan yatırımın son derece yetersiz kaldığı anlaşılmaktadır. Okullaşma oranında ciddi bir artış, ancak 1938-39 ders yılından itibaren görülmüştür. 1895'teki okullaşma düzeyine ancak CHP iktidarının son yılında tekrar ulaşılabilecektir.

Arada geçen 30-40 yıllık dönem, Türkiye için "kayıp yıllar" olarak değerlendirilebilir.

Orta öğretim

Geleneksel (eski) Osmanlı eğitim düzeninin temel eğitimden sonraki aşamasını temsil eden medresenin işlevi, müderris, kadı ve müfti gibi ilmiye sınıfı mensuplarını yetiştirmekti. Osmanlı reformu medrese sistemine genel olarak dokunmamış, buna karşılık yeni oluşturulan devlet teşkilatına kalifiye personel yetiştirme amacıyla, Batılı uzmanların desteğiyle, medreselerden ayrı, paralel bir orta öğretim sistemi kurmuştur.

Bu yönde atılan ilk adım, II. Mahmud tarafından 1838'de kurulan askeri rüşdiyelerdir. Bugünkü ortaokulların karşılığı olan mülkî rüşdiyeler, 1846 yılından itibaren kurulmuştur. Rüşdiyelere öğretmen yetiştirmek amacıyla İstanbul'da 1846'da Darülmuallimin (öğretmen okulu) ve 1870'de Darülmuallimat (kız öğretmen okulu) açılmıştır. 1873'te aşağı yukarı bugünkü lise karşılığı olan idadiler bunlara eklenmiştir. 1867'de açılan Galatasaray sultanisi, orta ile yüksek öğretim arasında özel bir statüye sahipti. 1890'lardan itibaren bazı taşra kentlerinde de sultaniler açılmıştır.

Önceleri başkentte bulunan rüşdiye ve idadiler, özellikle 1869 eğitim reformundan sonra hızla taşraya yayılmıştır. İmparatorluğun bugünkü TC sınırları içinde kalan taşrasında 1867'de 40 kadar olan rüşdiye sayısı, 1885'te 254'e, 1906-07'de 354'e ulaşmıştır. 1859'da İstanbul'da açılan ilk kız rüşdiyesini, 1883'te ilk taşra kız rüşdiyeleri izlemiştir. 1906-07'de bugünkü TC sınırları içinde 53 kız rüşdiyesi ve 24 karma rüşdiye vardır. Bu sayılara, gayrımüslim ve yabancı okulları dahil değildir.

1880'de açılan ilk kız idadisi iki yıl sonra ilgisizlikten kapandığı için, bunu izleyen 26 yıl boyunca lise öğrenimi görmek isteyen Türk kızları yabancıların Türkiye'de açtığı okullarla yetinmek zorunda kaldılar. Ancak 1908 devriminden sonra resmi kız liselerinin sayısında artış görülmüştür.

Tablo 3.te, Osmanlı devletinin TC sınırları içinde kalan bölümünde 1895 yılına ait orta öğretim rakamları görülüyor. Kaynak olarak 1313 İstatistik-i Umumi'si kullanılmıştır. Kapsam ve metod, yukarıda ilköğretim konusunda özetlenenlerle aynıdır.

Tablo 3. II. Abdülhamid döneminde orta öğretim (1895)

(TC sınırları dahilinde)

Resmi

Mülki idadi ve rüşdiyeler 325

Öğrenci sayısı 27.062

10-20 yaş İslam nüfus 2.198.406

Öğrenci oranı %1,2

Gayrımüslim ve yabancı

Orta ve liseler 505

Öğrenci sayısı 70.775

10-20 yaş gayrımüslim nüfus 357.130

Öğrenci oranı %19.8

Toplam 10-20 yaş nüfus 2.555.536

Toplam öğrenci oranı %3,8

Yukardaki tabloda dikkati çeken bir olgu, İslam toplumu içinde modern tipte ortaokullara rağbet %1,2'yi aşmazken, gayrımüslim toplumları içinde bu oranın %20 düzeyinde olmasıdır. Ancak şu da var ki, askeri rüşdiye ve idadilerle medreseler buradaki rakamlara dahil değildir (müslimler arasında ortaöğretim oranının medrese ve askeri okullarla birlikte % 3-4 düzeyine çıkması muhtemel gözükmektedir).

Devlet İstatistik Enstitüsü yıllıklarından derlediğimiz Tablo 4, Cumhuriyetin ilk yıllarında ortaokul ve liselerin sayısal gelişimini göstermektedir. Azınlık ve yabancı okulları rakamlara dahildir.

Tablo 4. Cumhuriyet döneminde ortaöğretim

1923-24 1930-31 1937-38 1950-51

Okul sayısı 95 83 208 494

Öğrenci sayısı 7.146 32.792 95.107 90.356

10-19 yaş nüfus (bin) 3.025 2.456 3.046 4.743

Öğrenci oranı %0,2 %1,3 %3,1 %1,9

Osmanlı dönemine oranla gerek okul gerek öğrenci sayılarında Cumhuriyetin ilk yıllarında görülen düşüş, inanılmaz boyutlardadır. 1895'te TC sınırları içinde bulunan 325 Türk ve 505 gayrımüslim ortaokul ve lisesinden, 1923'te geriye sadece 95 okul kalmıştır. 1932-33 yılına kadar bunların da birkaçı kapanacak ve yerine yenileri açılmayacaktır. Orta öğretim alanında sayısal bir toparlanmaya ancak 1930'ların ikinci yarısında rastlanmaktadır. Abdülhamid dönemiyle kıyaslanabilecek bir düzeye ancak 1950'lerde ulaşılmıştır.

Osmanlı orta öğretim rakamlarının doğruluğundan kuşkuya düşmek için bir neden göremiyoruz: ilköğretim sayılarında, sıbyan okullarının merkezi sisteme bağlı olmamasından doğabilecek birtakım belirsizliklere karşılık, resmî orta öğretim kurumlarına ilişkin veriler son derece ayrıntılı ve kendi içlerinde tutarlıdır. 1880'lerden 1910'lara kadar çeşitli kaynaklardan bulabildiğimiz istatistikler, ufak tefek farklarla birbirini teyit eder niteliktedir.

Din eğitimi

Devletten bağımsız bir yapıya sahip olan medrese eğitiminde, 1910'lara gelinceye kadar herhangi bir modernizasyon çabası görülmemiştir. Ancak sayıları hızla artan modern rüşdiye ve idadiler karşısında medreselerin gerek öğrenci sayısı gerek toplumsal prestij bakımlarından ciddi bir gerileme yaşadıkları anlaşılmaktadır.

Osmanlı imparatorluğunun son 60 yılında, medrese kökenli olup devletin üst yönetim kademelerine tırmanabilmiş olan kişiler küçük bir azınlık oluştururlar. Tanzimattan sonra doğmuş olan 13 sadrazamdan 11'i modern orta ve yüksek eğitim kurumlarında, buna karşılık sadece biri medresede eğitim görmüştür. Medreseli kesimin aktif katılımına sahne olan birinci Ankara Millet Meclisinde rüşdiye, idadi, askeri okul ve yüksek okul mezunlarının toplamı % 70'i bulurken, medrese mezunlarının sayısı %18.8'dir; bunların da yaklaşık dörtte biri, medreseye ilaveten modern bir eğitim kurumundan mezun olmuşlardır. 2

Tevhid-i Tedrisat Kanunu uyarınca medreselerin kapatıldığı 1924 yılında, Türkiye'de beşyüze yakın medresede toplam 18.000 öğrenci bulunduğu kaydedilmektedir. 3 Bu rakam, aynı tarihte mesleki ve teknik okullar dahil modern orta öğretim kurumlarında okuyanlardan yaklaşık %30 fazla, fakat bir kuşak önce rüşdiye ve idadilerde okuyan Türk öğrencilerden %35 kadar eksiktir.

1924'te medreselerin kapatılmasıyla, mesleki amaçlı din eğitimi devletin resmi görevleri arasına katılmıştır. Bu nedenle Maarif Vekâleti tarafından açılan 29 adet imam-hatip okulundan sadece ikisi 1925-26 ders yılında ayakta kalabilmişler, bunlar da 1930'da öğrencisizlikten kapatılmışlardır.

Medrese sisteminin üst düzeyini temsil eden Fatih ve Süleymaniye medreseleri, 1924'te İstanbul Darülfünunu bünyesindeki İlahiyat Fakültesiyle birleştirilmiştir. 1924-25 ders yılında 284 talebesi olan bu fakülte, 1933 üniversite reformu sonucunda Yüksek İslam Enstitüsüne çevrilmiş, ertesi yıl sadece 20 öğrencisi kaldığından kapatılmıştır.

Bu tarihten İlahiyat Fakültesinin yeniden kurulduğu 1949 yılına kadar, Türkiye'de herhangi bir yasal bünyede İslam dini eğitimi verilmediği anlaşılıyor. Devlet tarafından kurulmuş olan din okulları kapatılmıştır; sivil okullarda din dersi kaldırılmıştır; devlet okulları dışında din eğitimi verilmesi 1924 yılından itibaren suç haline getirilmiştir. Ek olarak, 1928'den itibaren eski yazıyla eğitim yaptırmak da yasaklanmıştır.

Günümüzde İslam dininin Türkiye'deki entellektüel kadrolarında tesbit edilebilen bazı zaafların kaynağını, o halde, İslam dinine özgü geleneklerden çok, Cumhuriyet rejiminin eğitim politikasında aramak daha doğru olacaktır. Cahil bıraktırılmış kişileri cahillikle suçlamak, herhalde adil bir yaklaşım sayılamaz.

Notlar

1. İstatistiklerde çeşitli yaş kuşaklarının vilayetlere göre dökümü yoktur. TC topraklarını oluşturan vilayetlerde yaşayan 5-10 yaş nüfusu hesaplamak için, a) 1895'te imparatorluğun toplam İslam nüfusunun %82'si ile toplam gayrımüslim nüfusunun %37'sinin bugünkü TC topraklarında yaşadığını; b) çağ nüfuslarının genel nüfusa oranının, vilayetlere ve cemaatlere göre farklılık göstermediğini varsaydık.

2. Demirel, Birinci Mecliste Muhalefet, s. 145.

3. Tunçay, Türkiye'de Tek Parti Rejiminin Kuruluşu, s. 235.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53

Kategori: Yanlış Cumhuriyet