Yüzbaşı Pepo

Bıyıklar eşkıya usulü, pala. Traş beş günlük. Kamuflaj, gerçek muharebe görmüş askerlere has pejmürdelikte. Yüzbaşıymış. İleriki köye kadar alabilir misiniz dediler. Askerlerde bir dostluk, bir sevimlilik! Bir sigaret yetmez aghpar can, al yarım paket al.

Halbuki bu yola girerken içimiz pır pırdı. Yukarı Karabağ'ın kuzeyinden esas Ermenistan'a bağlanan yol, meşhur Kelbecer Koridoru: Haritada var görünüyor ama kime sorduysak kafa salladı, gelen giden hiç duyulmamış, hem askeri bölge olabilir, belki izin gerekir. Oğlumla ikimiziz. Olmazsa döneriz dedik, girdik. Karadeniz'in en vahşi vadilerine taş çıkartan bir vadi yolu çıktı. İki taraf 3000 küsur metrelik dağlar, orman azmış, bir yanda deli gibi akan bir dere, şelaleler. Yol toprak, belli ki Brejnev zamanından beri tamir görmemiş. 70 kilometre boyunca hepsi üç dört köy var. Azeri köyleriymiş, boşaltılmışlar, evler tahrip edilmiş. Savaş biteli onbeş yıl olduğu halde üç beş kilometrede bir paslanmış, ciğeri sökülmüş tank leşleri yatıyor.

Yüzbaşının köyü Knaraşen'miş. Israr kıyamet, mutlaka evde bir çay kahve içeceğiz, gece de kalırsınız, yemek yeriz... Hava kararıyor, ileride 2400 metrelik zorlu bir dağ geçidi var. "Peki madem" dedik. Knaraşen köyü ormanın bir açıklığında, bir örnek 12 tane briket barakadan ibaret bir yer. İki sene önce Amerikalı zengin bir Ermeni yaptırıp hibe etmiş. Knar eşiymiş, rahmetli. Evin baş köşesinde, Atatürk yerine Knar Hanımın yağlıboya portresi asılı.

Bu hariç, tipik Anadolu eviçi. Ucuz makine halıları, divanlar, muşamba örtülü bodur yemek masası, askerlik resimleri, dantel örtülü televizyon. Eşi, Anahit, fır fır dönmeye başladı: çay kahve, peşinden şekerleme, peşinden mezelerle votka, peşinden ana yemek: geyik eti, Pepo kendi vurmuş. Resim albümleri çıktı: göğsüne kadar kara sakallı Pepo, fedai kıyafetinde. "Kurtuluş savaşına" katılmış, iki sene dağlarda gezmiş, 93'te Kelbecer yolunu göğüs göğüse çatışarak almışlar.

Üç çocukları varmış. Biri çatışmada ölmüş. On yaşındaymış, "baba ben de geleceğim" demiş, daha ilk gün vurulmuş.

Arsen Ermenice bilmez, bir yandan biz Türkçe konuşuyoruz. Pepo Türkçe zannettiği üç kelime Azerice'sini kanıtlamak için yırtınıyor: "uşah çoh yahşı". Anahit çocuğa neden anadilini öğretmedim diye sitem edecek oluyor, Pepo gürleyip susturuyor: hayat böyle getirmiş, kadın, neden laf edersin! Çocuk sıkılmasın diye televizyonda uzun uzun aranıp TRT'nin uydu yayını bulunuyor: Ramazan sohbeti, İslamın faziletleri, mır mır mır. Abdullah Gül'ün gelişine pek sevinmişler. Barış olsa herkes için iyi olmaz mı canım? Sonunda Azeri kanalında canhıraş bir türkücü bulundu. Azeri şarkıcıları iyi oluyor, bunda herkes mutabık kaldı.

Barış olsa buraları Azerbaycan'a geri verilir belki dedim. İşte o imkânsızmış. Özbeöz Ermeni toprağı, kaç şehit verildi, olur mu öyle şey?

Gece kendi yataklarını bize verdiler, kendileri kanapede yattılar. Sabah ayrılırken bir elektronik flaşlı çakmak, sonra bir resim albümü, bir kavanoz bal, bir torba da elma hediye edildi. "Bizi sakın unutmayın" diye sıkı sıkı tembih ettiler.

Google Earth'ta Knaraşen görülüyor, 40 13 32 kuzey, 46 08 23 doğu. Pepo'nun evi sekizinciydi galiba.

Soldan: Anahit, Pepo, Arsen, komşunun kızı Liana, 9 Eylül 2008.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41