Jön Türk ve Cumhuriyet kadroları, son dönem Osmanlı elitinden daha "Batılı" bir zümre miydi?

Mekteplilik niteliğine gelince, bu, Jön Türk'ün ideolojisini belirleyen en önemli etkendir. Mektepli, yani askerî ya da mülkî olup, Batı'nın çağdaş eğitim kurumlarını örnek alan bir eğitim kurumunda (bir başka deyişle, medrese dışında) yetişmiş olan bir kimse, geleneksel yöneticilerden bambaşka bir insandır. Mektepli demek, az çok çağdaş, yani Avrupaî bir dünya görüşüne sahip kimse demektir. (Sina Akşin, Jön Türkler ve İttihat ve Terakki)

Türk siyasi yaşamına 1908'den itibaren egemen olan kuşağın, öncekilere oranla "Batılı düşünce tarzına sahip" ve kültürlü bir zümre olduğu görüşü, genellikle herhangi bir kanıt gerekmeden kabul gören tezlerdendir. "Reform", "çağdaşlık" ve "vatan kurtarma" tutkularını bu sosyal özelliklerine borçlu olan Jön Türk kuşağı, yaygın kanıya göre, dar görüşlü, cahil, tembel, alaturka, medreseli ve muhafazakâr bir Eski Osmanlı elitinin iktidarına son vermiştir.

Jön Türk kuşağının kendi hakkındaki görüşlerine tekabül eden bu bakış açısı, tarihi olgularla bağdaşmamaktadır.

Eski Osmanlılar ve Genç Türkler

Konuyu objektif bir şekilde tartışabilmek için, Tanzimat sonrası dönemin Osmanlı siyasi elitleri ile Jön Türk seçkinlerini, eğitim süreci, kariyer ve "Batı görgüsü" açılarından karşılaştırmakta yarar vardır. Böyle bir karşılaştırma, 1908/1923'ten sonra Türkiye'nin başına gelenler hakkında, alışılmış olandan farklı bir bakış açısı sağlayabilir.

Karşılaştırmaya geçmeden önce, incelememize esas olan verileri kısaca tanımlayalım.

Son dönem Osmanlı siyasi eliti için vazgeçilmez değerdeki bir kaynak, İbnülemin Mahmut Kemal İnal'ın 1852'den sonra görev yapmış 37 sadrazamın ayrıntılı biyografilerini içeren Son Sadrazamlar adlı eseridir. Biz, Mustafa Reşit Paşanın yaşam öyküsünü de buna ekleyerek, incelediğimiz dönemi 1846'ya ve toplam sadrazam sayısını 38'e tamamladık.1 Sadrazamlar için tesbit ettiğimiz kariyer ve kültür özelliklerinin, aynı dönemde "sadrazamlığa aday görülen" ve "sadrazamlık umudu taşıyan" kişiler için de ana hatlarıyla geçerli olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla 1846-1922 dönemi üst düzey Osmanlı siyasi eliti hakkında oldukça tipik bir tablo elde ettiğimizi varsayabiliriz.

Genç Türk deyimini, "1908 devrimi sırasında 40 yaşından daha genç olup, 1908-1923 yıllarının devrim olaylarında aktif rol oynayan kişiler" olarak tanımlıyoruz. Siyasi hayatta oynamış oldukları roller bakımından bu grup ikiye ayrılır: İttihat ve Terakki kadrosu, Milli Mücadele ve Cumhuriyet kadrosu. İki küme arasında yaş, eğitim, kariyer ve dünya görüşü düzeyinde ciddi bir farklılaşma tesbit etmek mümkün değildir. Çoğu birbirlerini şahsen tanırlar. Her iki dönemde Türk siyasetini yönlendirenler arasında 1876-1886 doğumlu harbiye, mülkiye, tıbbiye ve Galatasaray mezunları çok büyük ağırlık taşırlar. İttihat ve Terakki'nin ikinci kademe kadroları daha sonra Kemalist devrimin önderleri arasında bulunmuşlardır; İttihat ve Terakki döneminde ön safa çıkan genç liderlerin savaştan sonra tasfiye edilişine ise, bir fikir veya üslup veya kuşak ayrılığından çok, savaş ve yenilgi sorumluluğundan doğan siyasi yıpranmanın neden olduğu söylenebilir. Bundan dolayı sözkonusu iki kümeyi, ortak özellikler gösteren bir tek "Genç Türk grubu" olarak mütalaa etmekte bir sakınca görmüyoruz.

I. Medrese eğitimi

Osmanlı tarihinin hiçbir döneminde medreseli kesimin - ulemanın - devlet yönetiminin üst kademelerine hakim olmadığı, bilinen bir gerçektir. Tanzimattan sonra da bu durum değişmemiştir.

Son 38 sadrazam arasında medrese eğitimi görmüş olanların sayısı 8 veya 9'dur. Bunlardan medrese eğitimini ikmal ederek ulema sınıfına intisap etmiş olan sadece bir kişidir (1873-74'te sadrazam olan Şirvanizade Rüşdü Paşa); ötekiler profesyonel eğitimlerini medrese dışında tamamlamışlardır. Keçecizade Fuad Paşa medreseden sonra tıbbiyeyi bitirerek doktor olmuş; Sadık Paşa medresede başladığı öğrenimini Paris'te tamamlamıştır. Mustafa Reşit, Mithat, Safvet, Sait ve Hüseyin Hilmi Paşalar, medresenin yanısıra, özel hocalar eliyle Fransızca ve başka konuları tahsil etmişlerdir.

İlginç olan husus, Osmanlı siyasetinin en "Batılı" ve reformist sayılan şahsiyetlerinden birkaçının, medrese görmüş az sayıda sadrazamdan çıkmış olmasıdır. Medreseli sadrazamlar arasında, Osmanlı reformunun en önemli önderi Mustafa Reşit Paşa, Avrupai üslup ve zihniyetinden ötürü "Türkten çok Fransız" olmakla suçlanan Keçecizade Fuad Paşa, 1876 anayasasının mimarı olan Mithat Paşa, modern Türk eğitim sisteminin kurucularından biri olarak anılan Safvet Paşa, İstanbul Hukuk Fakültesinin kuruluşuna önayak olan Kadri Paşa dikkati çekerler.

Bu ilginç olgunun nedenleri hakkında bir yorumda bulunamıyoruz. Medreseden gelme olanların, örneğin asker kökenlilere veya formel eğitim görmemiş olanlara oranla genellikle daha kültürlü ve "aydın" kişiler olmaları, muhtemel bir açıklama olarak düşünülebilir. (Birinci Büyük Millet Meclisinde Latince bildiği kaydedilen tek mebusun ulema - sarıklı - sınıfından olması da ilginçtir.) Ancak bu konuda kesin bir yargıya ulaşmak için gerekli verilerden yoksunuz.

II. Batı görgüsü

Son 38 sadrazamın 11'i, kısmen veya tamamen Batı Avrupa'da eğitim görmüşlerdir.

Ahmet Vefik Paşa, Fransa'nın elit okullarından Louis-le-Grand lisesinde okumuştur (Voltaire ve Diderot aynı okulun mezunlarıdır; yine aynı lisede okuyan şair Charles Baudelaire'in Vefik Paşa ile dönem arkadaşı olması gerekir). Kölelikten sadrazamlığa yükselen İbrahim Edhem Paşa, toplam dokuz yıl kaldığı Paris'te maden mühendisliği yüksek okulunu bitirmiş; birincilikle aldığı diplomasından ötürü III. Napoleon tarafından ödüllendirilmiştir. İttihat ve Terakki bünyesinde iktidara geldiği halde, yaş ve zihniyet bakımından eski dönemin temsilcisi sayılması gereken Sait Halim Paşa, İsviçre'de beş yıl üniversite eğitimi görmüştür. Batı'da okuyan 11 sadrazamdan başka, bir sadrazam Yanya Rum lisesi, biri Bükreş ortaokulu mezunudur.

Görev veya seyahat nedeniyle uzun süre Batı'da bulunmuş sadrazamların çokluğu da göze çarpar. 22 sadrazam (toplamın % 59'u), sadaret mevkiine ulaşmadan önce, altı ayı aşan sürelerle Batı Avrupa'da ikamet etmişlerdir. Bunlardan, elçilik ve benzeri üst düzey görevlerle Batı başkentlerinde uzun süre yaşayan 12'sinin, Batı'nın siyasi kurumlarını ve elit kültürünü yakından tanımaya fırsat bulmuş oldukları varsayılabilir. Tanzimat döneminin üç büyük siyasi liderinden Mustafa Reşit Paşa Paris ve Londra'da yedi yıl, Âli Paşa Viyana ve Londra'da altı yıl, Keçecizade Fuad Paşa Londra, Madrid, Lizbon ve St Petersburg'da yine altı yıl diplomatik görevde bulunmuştur. Bunlara ek olarak, o dönemde Batı etkilerine Türkiye'ye oranla daha açık bir ortamı temsil eden Mısır'da uzun süre yaşayan üç sadrazam (Yusuf Kâmil, Kâmil ve Ahmet Muhtar Paşalar) da zikredilmelidir. 2

Yıllarca sefaret katipliği göreviyle Paris, Londra ve St Petersburg'da yaşayan Damat Ferit Paşa, Avrupa dönüşü "alafrangalıkta Frenkleri de geçmiş olmak" ve hatta "nutuklarında, yazılarında hep Yunan ve Latin darbımesellerinden ve hurafatından bahsetmek" ile suçlanmıştır. 3

İttihat ve Terakki triumvirası (Talat, Enver, Cemal) ile 1920-1938 döneminin devlet ve hükümet başkanları arasında Avrupa'da okumuş olan kimse yoktur. Milli Mücadelenin ilk önderleri konumunda olan yedi kişiden hiç biri (Mustafa Kemal, İsmet, Rauf, Karabekir, Ali Fuat, Refet, Fevzi) Avrupa'da tahsil görmemiştir. İttihat ve Terakki merkez-i umumisinde yer aldığı bilinen iki düzineye yakın isim arasında Avrupa'da eğitim görmüş olan bir kişi (Mithat Şükrü), Atatürk'ün cumhurbaşkanlığı döneminde herhangi bir bakanlıkta bulunan 47 kişi arasında ise altı kişi sayabiliyoruz (Bayur, Bozkurt, Günaltay, Kaya, Tek, Tengirşenk). Şüphesiz Jön Türk kuşağında Avrupa'da okumuş birçok yetenekli ve hırslı genç bulunur; ancak ilginçtir ki "Avrupa görmüş" olan Jön Türklerin birçoğu (örneğin Ahmet Rıza, Mizancı Murat, İbrahim Temo, Lütfi Fikri, Ali Kemal, Celaleddin Arif, Rıza Nur, Ahmed Ağaoğlu, Nihat Reşad Belger, Rauf Orbay), sonraları gerek İttihat ve Terakki gerekse Tek Parti rejiminin üst kademelerinden dışlanarak ya muhalefete düşmüşler, ya da marjinal görevlerle yetinmek zorunda kalmışlardır.

Genç Türk ileri gelenleri arasında, üst siyasi makama gelmeden önce diplomatik görevle Batı'da altı ayı aşkın bir süre bulunmuş olan tek kişi Rauf Orbay'dır (İsmet İnönü, Rıza Nur ve Refik Saydam barış görüşmeleri vesilesiyle gittikleri Lausanne'da beşbuçuk ay kadar kalmışlardır).

Genç Türk erkânının yaşadığı dönemde Avrupa'ya seyahatin önceki kuşaklara oranla daha kolay ve daha yaygın olduğu da, bu arada, belirtilmelidir. İstanbul'u Avrupa'ya bağlayan Şark demiryolu 1880'lerde hizmete girerek, daha önce birkaç hafta olan İstanbul-Paris yolculuk süresini üç-dört güne ve yolculuk maliyetini orta gelirli bir kişinin karşılayabileceği bir düzeye indirmiştir.

Paris ve Londra'da geçirilen birkaç yılın, "Batı tipi" devlet okullarında okumaya oranla, çağdaş Batı uygarlığının değer ve kurumlarını özümsemekte daha etkili bir deneyim olacağı kabul edilmelidir. Yukarıdaki tablodan, Osmanlı sadrazamlarının Genç Türklere oranla "Batılı dünya görüşüne" daha açık oldukları sonucu çıkmaktadır.

*

İkinci düzeydeki siyasi şahsiyetleri bir yana bırakıp sadece "lider"leri ele alacak olursak, aradaki fark daha belirgin bir şekilde ortaya çıkar.

Tanzimat döneminin üç büyük siyasi önderinin (Mustafa Reşit, Âli ve Fuad Paşalar) üçü de altışar yılı aşkın sürelerle Avrupa'da yaşamışlardır. Birinci Meşrutiyetin siyasi lideri Mithat Paşa altı ay kadar Avrupa'da bulunmuştur.

Talat ve Cemal Paşalar, iktidarı kesinlikle ele geçirdikleri 1913 yılından önce yurt dışında bulunmamışlardır. Enver ise 1909'da üç ay kadar Berlin'de askeri ataşelik görevinde bulunmuştur.

Mustafa Kemal Paşa yaşamı boyunca toplam üç kez Batı ülkelerini ziyaret etmiştir:

1910: Picardie manevralarında Türk ordusunu temsilen (süre belirsiz - birkaç gün)

1917-18: Veliahdın maiyetinde resmi Almanya ziyareti (20 gün)

1918: Viyana ve Karlsbad kaplıcalarında tedavi (birbuçuk ay)

Paşanın 1913-14'te bir yıl askeri ataşe olarak bulunduğu Sofya'yı bir Batı kültürel merkezinden ziyade, bir Balkan taşra kasabası (1910 nüfusu: 102.000) olarak değerlendirmek daha doğru olur.

İsmet İnönü, yaşamında ilk kez Lausanne görüşmeleri münasebetiyle yurt dışına çıkmıştır. Celal Bayar'ın 1937'de başvekâlete gelişinden önce yurt dışında bulunduğuna ilişkin bir kayıt yoktur.

III. Kariyer süreci

Osmanlı sadrazamlarının mesleki kariyeri dikkate değer bir tekdüzelik gösterir. 1846-1912 arasında görev alan 30 sadrazamın hemen hepsi yönetim hayatına önemli bir devlet adamının yanında kâtiplik ve yardımcılıkla başlamışlar; tercihan bir süre "Avrupa gördükten" sonra devletin birbirinden farklı birkaç şubesinde yöneticilik yapmışlar; en üst siyasi makama gelmeden önce ortalama ikişer kez değişik bakanlıklarda, birkaç kez valilik görevinde ve (bazıları) birkaç başkentte büyükelçilikte bulunmuşlardır. 30 sadrazamdan 26'sı, en yüksek makama gelmeden önce en az birer kez bakanlık VE en az bir vilayette valilik yapmıştır; 30 sadrazam arasında hiç bakanlık VEYA valilik yapmadığı halde sadrazam olan kimse bulunmaz. (Osmanlı vilayetlerinin bazılarının günümüzün bağımsız devletleri büyüklüğünde ve iç işlerinde geniş özerkliğe sahip birimler olduğu hatırlanmalıdır.)

1908 devriminden sonra bu kariyer kalıbının sarsılmaya başladığı görülür. Tanzimat sonrasında hiçbir sivil devlet görevinde bulunmamış olduğu halde sadrazam olan ilk kişi, aynı zamanda tam 105 yıllık bir aradan sonra Türkiye'de askeri darbeyle iktidara gelen ilk kişi olan Mahmut Şevket Paşadır. 1913'te Babıali baskını sonucunda kurulan İttihat ve Terakki diktatörlüğünün ilk başbakanı olmuş, birkaç ay sonra silahlı bir saldırı sonucu hayatını kaybetmiştir.

Bu tarihten sonra (1918'de üç hafta sadrazamlık yapan Ahmet İzzet Paşa bir yana bırakılırsa), hiç sivil yönetim deneyi olmadığı halde Türkiye'nin başına geçen ikinci kişi Mustafa Kemal Paşadır. İktidarı ele aldığı 1919-20'den önce yalnızca askeri birlikler yönetmiş olan Mustafa Kemal Paşanın, devlet yönetimi konusundaki bilgilerini, daha çok kitaplardan veya gözlemlerinden elde ettiğini kabul etmemiz gerekmektedir.

IV. Asker/sivil

Osmanlı imparatorluğunun eski devirlerinde siyasete askeriye sınıfı egemen olmuştur. Bu durumun yeniçeri ocağının 1826'da tasfiyesinden kısa bir süre sonra sona erdiği anlaşılıyor.

1846'yı izleyen dönemde başa geçen ilk 30 sadrazamın yedisi asker kökenlidir. Ancak bunların üçü (Mustafa Naili, Kıbrıslı Mehmet Emin, Mütercim Rüşdü Paşalar), askerlikten geldikleri halde kariyerlerinin erken aşamalarında sivil yöneticilik veya diplomasi mesleklerine yönelmişler, yıllarca valilik, elçilik ve bakanlık görevlerinde yetişmişlerdir. Askeri kariyerden az çok direkt bir şekilde üst siyasi mevkilere yükselen diğer dördünün (Damat Mehmet Ali, Esad, Hüseyin Avni, Cevad Paşalar) toplam sadaret süresi altıbuçuk yıldır.

Askerlerin Türk siyasi yaşamındaki ağırlığının, İkinci Meşrutiyetle birlikte arttığı gözlenmektedir. 1912'yi izleyen on yılda sadrazamlık görevinde bulunan 10 kişiden beşi profesyonel askerlerdir. 1912'de ilk kez askeri bir darbe girişimi üzerine "partilerüstü" bir uzlaşı hükümeti kurmakla görevlendirilen Müşir (mareşal) Ahmet Muhtar Paşa, çağdaş Türk siyasetinde yer edinecek bir geleneğin yakın çağdaki ilk örneğini teşkil eder. Ertesi yıl iktidara gelen Ferik (korgeneral) Mahmut Şevket Paşa, yukarıda belirtildiği gibi, Türkiye'de 1808'den bu yana başarıya ulaşan ilk askeri darbenin temsilcisidir.

Genç Türkler arasında ise askerler hakim konuma ulaşırlar. İttihat ve Terakki üst yönetimini oluşturan üç kişiden ikisi (Enver, Cemal) askerdir. Tek Parti rejiminin Birinci ve İkinci adamlarının her ikisi askerdir. Atatürk döneminde başvekil olan dört kişiden üçü (İnönü, Orbay, Okyar), ve CHP genel sekreterliği yapan üç kişiden ikisi (Arıkan, Peker) askerdir. Milli Mücadelenin ilk lider kadrosunu oluşturan yedi veya sekiz kişinin tümü askerlerdir. Atatürk dönemi bakanlarının üçte birden fazlası asker veya askeri tıp kökenlidir.

Sonuç

Yukarıdaki verilerden hareketle, şu sonuçlara varmak makul olabilir:

1. Yeniçeri ocağının feshiyle birlikte Osmanlı siyasetindeki egemen konumunu kaybeden askeriye sınıfı, 1908'den itibaren yönetimdeki payını artırmıştır.

2. Tanzimatın (1839-76) ve azalan oranda Abdülhamid döneminin (1876-1908), deneyimli ve "dünya görmüş" paşalarının yerini, giderek yerli okullardan mezun olan ve dış dünyayı az tanıyan bir kuşak almıştır.

Yirminci yüzyılda Türk siyasi elitini etkisi altına alan ölçüsüz hamasetin kökenlerini, kısmen aldıkları eğitimin niteliğinde, kısmen devlet yönetimine girişenlerin siyasi görgü ve deneyim eksikliğinde aramak, yakın Türk tarihine ilginç bir bakış açısı sağlayacaktır.

Tarihteki en büyük medeniyetleri Orta Asya Türklerinin kurduğunu iddia edenlerin, böyle bir kanıya, başka medeniyetler konusunda ayrıntılı bir bilgi sahibi olamadıkları için kapılmış olmaları uzak ihtimal değildir.

Notlar

1. Sözkonusu sadrazamlar, göreve ilk geliş tarihleri sırasıyla Mustafa Reşit, Âli, Damad Mehmed Ali, Mustafa Nailî, Kıbrıslı Mehmed Emin, Mütercim Rüşdü, Fuad, Yusuf Kâmil, Mahmud Nedim, Midhat, Esat, Şirvanizade Rüşdü, Hüseyin Avni, İbrahim Edhem, Ahmed Hamdi, Ahmed Vefik, Sadık, Safvet, Tunuslu Hayreddin, Arifî, Said, Kadri, Abdurrahman Nureddin, Kâmil, Cevad, Halil Rıfat, Avlonyalı Ferid, Hüseyin Hilmi, Tevfik, İbrahim Hakkı, Ahmed Muhtar, Mahmut Şevket, Sait Halim, Talat, Ahmet İzzet, Damad Ferid, Ali Rıza ve Salih Paşalardır.

Mustafa Reşit Paşa, Tanzimattan sonra iktidara gelen "yeni kuşağın" ilk temsilcisi olması nedeniyle uygun bir başlangıç noktasıdır. Talat Paşa, tanımladığımız anlamda "Jön Türk" grubuna giren tek sadrazamdır. Sait Halim Paşa, İttihat ve Terakki bünyesinde iktidara geldiği halde, "Jön Türk" tanımımıza uymaz; nitekim fikir ve üslup açılarından da "Jön Türklerden" çok eski Osmanlı tipolojisine yakındır.

2. Bir süre Avrupa'da yaşamış olan sadrazamlar (yurt dışında tahsil görenler yıldızla belirtilmiştir): Mustafa Reşit, Âli*, Kıbrıslı Mehmed Emin*, Mütercim Rüşdü, Fuad, Midhat, Esad*, İbrahim Edhem*, Ahmed Vefik*, Sadık, Safvet, Tunuslu Hayreddin*, Arifî, Kâmil*, Tevfik, İbrahim Hakkı, Ahmed Muhtar, Said Halim*, Ahmed İzzet*, Damad Ferid, Ali Rıza*, Salih* Paşalar. Kâmil Paşa'nın Oxford'da okuduğuna ilişkin iddiayı İbnülemin doğrulamamaktadır.

3. İbnülemin, Son Sadrazamlar, s. 2081.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53