Batı uygarlığı, tek dişi kalmış bir canavar mıdır?

Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma, nasıl böyle bir imanı boğar Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar? (M. Akif Ersoy, İstiklal Marşı, 1921)

I.

Aşağıdaki listede, Batı uygarlığının öncüsü durumunda olan sekiz-on ülkede son beşyüz yıl içinde icat edilip insanlığın genel kullanımına sunulan nesne ve kavramların küçük bir kısmı gösterilmiştir:

Aerosol, alüminyum, analitik geometri, anayasa, anestezi, ansiklopedi, antibiyotik, antropoloji, apandisit ameliyatı, artezyen kuyusu, asfalt, asgari ücret, asma köprü, aspirin, avogadro kanunu, balistik füze, banka, barometre, basın özgürlüğü, basın sansürü, belediye, benzin, benzin istasyonu, betonarme, biberon, bilanço, bilgisayar, bisiklet, bordo bulamacı, bulaşık makinası, buldozer, buzdolabı, cam (sınai üretimi), caz müziği, cekvalf, ciklet, cumhuriyet, çamaşır makinası, çapraz bulmaca, çek, çelik (dökme), çelik zırhlı duvar, çengelli iğne, çevrecilik, çimento, daktilo, ddt, demiryolu, demokrasi, denizaltı, dergi, deterjan, devlet tahvili, diferansiyel ve entegral hesabı, dikiş makinası, dinamit, diş dolgusu, diş macunu, diş protezi, dizgi makinası, doğal gaz, doğum kontrol hapı, dolmakalem, don lastiği, döviz bürosu, düdüklü tencere, dürbün, elektrik, elektrik lambası, elektrik sayacı, elektrik sigortası, elektrik süpürgesi, enjektör iğnesi, ensülin, faks, fare zehiri, fatura, fayans, fermuar, fotograf makinası, freze tezgâhı, futbol, galvaniz sac, gaz sobası, gazete, gazlı çakmak, gazoz, gazyağı, gelir vergisi, gemi (buharlı ve motorlu), genel eğitim, genel seçim, gensoru, gözlük, grev, harita projeksiyonları, havagazı, hayvanat bahçesi (halka açık), hidroelektrik santral, hidrofor, hisse senedi, holştayn ve montafon inekleri, ışık hızı, idare lambası, ikinci derece denklemlerin çözümü, ingiliz anahtarı, insan hakları, internet, işitme cihazı, izocam, jeoloji, jilet, kadastro, kadın hakları, kâğıt para, kalorifer, kamyon, kan grupları, kan nakli, karbüratör, katma değer vergisi, kaynak makinaları, kelime işlem, kibrit, kimyasal gübre, kok kömürü, kompresör, kondansatör, konik kesitler, konserve, kontraplak, kooperatif, köleliğin yasaklanması, kredi kartı, kriko, kuduz aşısı, kurşun kalem, kuşe kâğıt, kuvöz, laiklik, lens, lüks lambası, margarin, marsilya tuğlası, matbaa, merdiven otomatiği, meslek odası, meşruti monarşi, metrik sistem, metro, metronom, meşruti krallık, mikrofon, mikroskop, modem, müze, napolyon kirazı, naylon poşet, neon, nisbi temsil, nükleer bomba, ofset baskı, oksijen, otomatik dokuma tezgâhı, otomobil, otoyol, para sayma makinası, park (kentsel ve ulusal), parlamento, patates (ticari üretimi), penisilin, perspektif, petrol borusu, petrol kuyusu, petrol rafinerisi, petrol tankeri, pikaj masası, pistole, plak (ses kaydedici), planya makinası, plastik, polis teşkilatı, polyester gömlek, posta, posta pulu, prezervatif, prima bebek bezi, primüs lambası, psikanaliz, radyo, reklam, röntgen filmi, saat (mekanik ve elektronik), saç kurutma makinası, sanayi robotu, sekurit cam, seçim (tek ve çift dereceli), sendika, sentetik elyaf, sermaye şirketleri (limited ve anonim), sezaryen doğum, sigara, sigorta şirketi, sinema, sivrisinek pedi, siyasi parti, sosyal sigorta, sosyalizm, sosyoloji, suluboya, sunta, şehir planlaması, şeker pancarı, tabanca, tank, teflon, telefon, telgraf, teleskop, televizyon, termik santral, termodinamik kanunları, termometre, termos, termosifon, teyp, toplu ulaşım araçları, tornavida, traktör, transistör, traş bıçağı, traş makinası, trigonometri, tüfek, tükenmez kalem, uçak, uçan balon, uhu, ulusal devlet, ülser ilacı, ütü, vaşington portakalı, video, vitamin, yale kilit, yapay uydu, yayınevi, yerçekimi kanunu, yüksek verimli buğday türleri, zekâ testi.

Aynı devirde (1494-1994) Türklerin, kahramanlık ve konukseverlikleriyle dünyaya örnek oldukları bilinir. Öteki şark uluslarının o kadarını bile yapabildikleri şüphelidir.

Sayılanlar, üstelik, Batı'nın "üstün maddi imkânları" sayesinde satın aldığı ya da şunun bunun "emeğini sömürerek" elde ettiği şeyler değildir. Kendilerini sıradışı fikirlere adamış insanların geceli gündüzlü çalışmalarının, sonsuz fedakârlıkların, uykusuz gecelerin, harcanmış evliliklerin, kuşkuların, hayal kırıklıklarının, insanüstü sabır, azim ve çabaların eseridir. Başarıya ulaşmış her yeni fikir için, belki on, belki yüz tanesi hüsrana uğramıştır. Yarattığı eserden maddi çıkar sağlayan her kişi için, pek çokları sadece haklı çıkmış olmanın manevi hazzıyla yetinmek zorunda kalmışlar; birçokları onu bile tadamadan bu dünyadan ayrılmışlardır.

"Maddi imkânlarıyla" başkalarının emeğini satın alanlar, hatta satın bile almadan kopya edenler ya da hile ve zorla ele geçirenler, yani sömürücüler ise, herhalde bu eserleri ortaya koyanlar değil, yukarıdaki listeye tek bir şey eklemeden bugün onları kullanma hakkını sanki dünyanın en doğal hakkıymış gibi kendilerinde görenlerdir. Beşyüz yıldan beri Batı uygarlığının nimetlerinden yararlandıkları halde karşılığında insanlığın ortak uygarlık hazinesine bir tek katkıda bulunmamış olanların, teşekkür etmek ve minnet duymak bir yana, üstelik sıkılmadan dönüp Batı'yı "sömürücülükle" suçlamaları ise, insanlık tarihinin eşine az raslanır tuhaflıklarından biri sayılmalıdır.

II.

Batı uygarlığına intibak etmek (veya kısaca "Batılılaşmak") denen davanın temel konusu, bu utanç verici sömürücülük ve inkârcılık konumundan çıkıp evrensel kültürün gerçek üreticileri arasında kendine bir yer bulabilmektir.

Batı uygarlığını toptan ve tüm sonuçlarıyla reddetmek, kişisel düzeyde, saygıdeğer bir tutum olabilir. Taktığı gözlüğün ve yaktığı kibritin yaratıcılarına gönlünün bir yarısıyla bile olsa minnette kusur etmemek koşuluyla, kimi ender insanlar, modern-öncesi dünyanın daha sade ve daha manevi değerleriyle yaşamayı tercih edebilirler. Bulaşık makinasına, kredi kartına ve psikanalize ihtiyacı olmadan yaşamak, yabana atılacak bir felsefi ideal değildir. Bu yolu seçenlerin toplum yaşamına getirdiği zenginlik, bazen gözlüğü ve kibriti keşfedenlerinkinden az olmayabilir.

Fakat kişisel düzeyde anlamlı olabilen bu idealin, bir toplumsal tercih olarak benimsenmesi, günümüzün dünyasında, mümkün gözükmemektedir. Batı uygarlığının ürünleri insanların ezici çoğunluğu açısından öylesine dolaysız ve öylesine tartışmasız bir şekilde caziptirler ki, bütün bir toplumu bunlardan vazgeçirmek ancak olağanüstü baskı ve şiddet tedbirleriyle, insan doğasına aykırı yasaklarla, terör ve katliamlarla birlikte düşünülebilir. Batı uygarlığının çağdaş dünyadaki alternatifi, barbarizmdir. Yakın dönemde ciddi ve tutarlı bir biçimde Batı uygarlığını reddetmeye çalışmanın bildiğimiz tek örneği, Kamboçya'da 1975-80 arasında hüküm süren Khmer Rouge rejimidir. Beş yılda ülke nüfusunun üçte birini katletmiş, buna rağmen başarılı olamayarak devrilmiştir.

Batı uygarlığının ürünlerini sömürmekte hiçbir sakınca görmedikleri halde o uygarlığın kendisine, o uygarlığın kurumlarına ve o uygarlığın yaratıcılarına düşman olan toplumların tavrı ise, ancak ahlaksızlık ve utanmazlık gibi gayrı siyasi terimlerle tanımlanabilir. Küba "sosyalizmi" buna dahildir. Irak'ın, Libya'nın, eski Cezayir'in "üçüncü dünyacılığı" buna dahildir. İran'ın "İslamcılığı" da buna dahildir. Antibiyotikler sayesinde vebadan ve hummadan kendini koruyabilen bir toplumun, antibiyotiği keşfeden adamlara ve onları yaratan kültüre, sevgi şöyle dursun, merak bile duymaması; ya da gazete çıkararak fikirlerini yayabilen bir siyasi hareketin, matbaayı, ofseti, rotatifi, hurufatı, fotoğrafı, klişeyi, renk ayrımını, katlama makinasını, sanayi kağıdını, matbaa mürekkebini, süreli yayın fikrini, basın özgürlüğü idealini, kitle gazeteciliğini, makaleyi, düzyazı uslubunu, paragrafı, başlığı, mizampajı, punto hesabını, muhasebeyi, reklamı, dağıtım sistemini, o dağıtımı yapan kamyonları ve hatta o gazete muhabirinin giydiği lastik ayakkabıyı icat eden bir uygarlığın önünde saygıyla eğilmemesi, "fikir" değil, ancak cehalet ve ahlaki yozlaşma gibi kavramlarla ifade edilebilecek bir durumdur.

Üstelik bu tavrın zararı sadece ahlaki değil, ekonomik ve kültüreldir. Ekonomiktir: çünkü tüketimine talip olduğu uygarlığın üreticilerine ve üretim sürecine düşman olmak, kendini ebediyen tüketiciliğe - ürettiğinden fazlasını yemeye - mahkûm etmek demektir. Kültüreldir: çünkü kendi yaşamını ve kendi zihnini biçimlendiren şeylerin aslını inkâr etmek, kendi kendini inkâr etmekle birdir. Yaşantısıyla inançları birbirini nakzeden bir toplum, sahtelikten ve iğretilikten kendini kurtaramaz. Yaşam biçimini açıkça savunabilecek fikirlerden mahrumdur: prensipte reddettiği şeyleri pratikte yapmak, pratikte yapmayı sevdikleriyle prensiplerini çürütmek zorundadır. Kendi koşullarını anlamaktan ve anladığını söylemekten kendini mahrum ettiği için, o koşulları geliştirecek, hatta değiştirecek donanımdan yoksundur; o iş için gerekli fikir ve ruh özgürlüğüne sahip değildir.

Bu yüzden, böyle bir toplum, sömürücülük konumundan asla kurtulamayacak; özendiği ve nefret ettiği uygarlığa karşı, yaltaklanma ile meydan okuma arasında gidip gelen çürütücü ikilemi asla aşamayacaktır. "Tek dişi" olduğuna kendini inandırdığı medeniyeti kıskana kıskana, onun çelik zırhlı duvarı önünde darmadağın olan imanına içten lanet ede ede, kahredici bir korku ve kompleks batağında sonsuza dek debelenecektir.

III.

Batı uygarlığına son beşyüz yıldaki olağanüstü dinamizmini kazandıran etkenin veya etkenlerin hangileri olduğunu bildiğimizi ileri sürmeyeceğiz. Bizzat Batılı düşünürlerin beşyüz yıldan beri üzerinde anlaşamadıkları bir konuda kesin öneriler üretmek, bu kitabın boyutlarını aşar.

Çeşitli yerli ve yabancı yazarların Batı uygarlığının "anahtarı" olarak ileri sürdükleri kavramlardan birkaçını sıralamak, işin zorluğu hakkında fikir verebilir:

Hıristiyanlık, demokrasi, eğitim, laiklik, bilimsel düşünce, kapitalizm, materyalizm, sömürü, eski Yunan-Roma uygarlığı, akılcılık, çalışkanlık, Protestanlık, Katoliklik, bireycilik, Cermen ırkı, Haçlı zihniyeti, ılıman iklim, denizlere egemen olmak, cumhuriyetçilik, faiz, pozitivizm, çoğulculuk, çoksesli müzik, ademi merkeziyetçilik, domuz eti yeme alışkanlığı, "zulüm, kahır, tahakküm," emperyalizm, matbaa, şapka.

Birbiriyle bağdaşması kolay olmayan bu unsurlardan hangisi Batı uygarlığının püf noktasıdır? Batı uygarlığına özenen bir toplum, bunlardan hangisini uyguladığı takdirde başarıya ulaşmayı umabilir?

Batı uygarlığını oluşturan kurum ve gelenekler arasında belirleyici olanlar hangileridir? Farklı kültürlere sahip toplumlara nasıl ve ne ölçüde uyarlanabilirler?

Bu soruların tatmin edici cevabı yoktur. Ancak böyle bir cevaba ulaşmak için atılması gereken ilk adım, yeterince açıktır. Bu adım, şu ya da bu nedenle üstün konuma gelmiş bir uygarlığa karşı ilgi, merak, saygı ve hatta sevgi duymaya izin veren zihin devrimini gerçekleştirmektir. Batı uygarlığına ilgiyi ve merakı körelten ideolojik dirençleri aşmak; o merakın tatmin edilmesine imkân verecek iletişim imkânlarını ve haberleşme özgürlüğünü yaratmak; yalnız teknik sonuçları değil, o sonuçların gerisindeki insan unsurunu, inanç ve değerleri, kurumları ve tarihi tanımak ve tartışmaktır. O uygarlığa sahip ülkelerle ortak bir kadere ve ortak davalara sahip olunduğu inancını kazanmak; o uygarlığın eserlerini alırken, onları yaratan toplumlara sunabilecek bir şeyler yaratma ihtiyacını ve sorumluluğunu hissetmek, aynı zihin devriminin ögeleri arasında sayılabilir.

Bu devrimi gerçekleştirebilen bir toplumun, bir süre sonra, Batı uygarlığını güçlü ve evrensel kılan faktörlerin hangileri olduğu konusunda, kendi usul ve adabı çerçevesinde birtakım cevaplar üretmeye başlayacağı muhakkaktır.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53