Türkiye'nin bazı açılardan diğer İslam ülkelerinden ileri oluşu, Atatürk devrimlerinin eseri midir?

Türkiye aydınlanmasını, Atatürk devrimleri ve Mustafa Kemal'le yapmıştır. Ve onun üzerine ne inşa edildiyse, bu aydınlanmanın mantığı içinde inşa edilmiştir. [...] Bugün günümüzde 52 İslam devleti var. Ya da halkının çoğunun dini İslam olan devlet var. Ve bu 52 devlet içersinde [...] "doğal akış" içinde özgürlükçü demokrasiye geçen bir tek ülke yok. Neden? Bunlar arasında sadece ve sadece Türkiye, kör topal da olsa, ağır aksak da olsa, zaman zaman askeri darbeyle kesintiye de uğrasa, özgürlükçü demokrasiye geçebildi. (Prof. Dr. Toktamış Ateş, Mustafa Kemaller Görev Başına, s. 35). "Türkilerle, Araplarla, İran'la kıyasladığımızda Türkiye modernizasyon açısından çok esaslı merhaleler kaydetti. Reddettikleri cumhuriyet sayesinde oldu bunlar. Laik demokratik Türkiye cumhuriyeti, Ortadoğu'ya, Balkanlara, İran'a ve Türkilere esaslı bir model oluşturuyor." (Bülent Tanör, İkinci Cumhuriyet Tartışmaları içinde, Sever & Dizdar der.)

I.

Siyasi kurumlarının olgunluğu bakımından, Türkiye'nin bugün İslam nüfus çoğunluğuna sahip 40 küsur ülkenin birçoğundan ileri olduğu söylenebilir. Böyle olması da doğaldır: çünkü bu ülkeler arasında bağımsız bir devlet olarak varlığı yüz yıldan eskiye dayananların sayısı sadece ikidir, ve Türkiye, İran ile birlikte, bu iki ülkeden biridir.

Mısır ve Fas, siyasi mevcudiyeti oldukça eskiye dayanan devletler olmakla birlikte uzun süre kolonyal vesayet altında yaşamışlar ve iç işlerine hakim olamamışlardır. Afganistan öteden beri iç işlerinde bağımsızdır; ancak bu ülkenin, hiçbir devirde gerçek bir devlet niteliğine kavuştuğu söylenemez. 1912'de bağımsızlığa kavuşan Arnavutluk, daha önce bir siyasi birim olarak varolmamış bir yerdir. Suudi ve Haşimi krallıkları 1920'lerde yoktan var edilmiş; Suriye ve Irak'ta ise, 700 yıl aradan sonra ilk siyasi kurumlar, 1920'lerde kolonyal yönetim altında şekillenmiştir. Öbür İslam ülkelerinin tümü, 1945'ten sonra tarih sahnesine çıkmış siyasi oluşumlardır.

Bu ülkelerin siyasi açıdan Türkiye'den "geri" olmalarında, o halde, hayret edecek ya da açıklama gerektirecek bir yan yoktur: Türkiye yüzyıllardan beri o ülkelerden daha "ileri" olmuştur.

II.

Batı kaynaklı kurum ve fikirleri benimsemek açısından da Türkiye, öteki İslam ülkelerinin çok azıyla kıyaslanabilecek bir geçmişe sahiptir. Üstelik bu geçmiş, "modernleşme" çabasının başladığı yakın devirlerle sınırlı değildir. Tarihin en eski dönemlerinden beri Anadolu, Batı ile yoğun bir ticari ve kültürel alışverişe tanık olmuştur. Bugün anlamsız bir klişeden ibaret kalan "Batı ile Doğu arasında köprü olma" iddiası, geçmişte Türkiye topraklarının gerçek bir karakteristiğini oluşturmuştur.

Ticari ve mali kurumlarıyla, mimarisi, sanatı, askeri örgütlenme biçimleri ve dini akımlarıyla Bizans'ın son yüzyıllarına egemen olan "Frenk" alemi, İstanbul'un Türklerce fethinden sonra da Osmanlı ülkesinden elini çekmemiştir. Daha 16.cı yüzyılda, Galata'da önemli bir Frenk kolonisi mevcuttur.1 Frenk unsuru, yüzyıllardan beri İzmir'in kültürel ve siyasi yaşamına hakim olmuştur. Trabzon nüfusunun onda bire yakın bir oranını Osmanlı dönemi boyunca Frenkler oluşturmuştur. Bu toplulukların iki kültür arasındaki düşünce ve teknik alışverişine etkisi, gözardı edilebilecek bir konu değildir.

Türkiye'nin Batı etkisine hiçbir zaman yabancı kalmamasını sağlayan ikinci bir faktör, 20.ci yüzyıla dek tüm ülkede - ve başkentte - önemli ağırlığı bulunan yerli gayrımüslim unsurlardır. Batı kaynaklı birçok yenilik, onlar sayesinde, İslam alemindeki ilk uygulama imkânını Türkiye'de bulmuştur.

İslam dünyasında kurulan ilk matbaa, 1490'larda İstanbul'da musevilerce kurulan matbaadır: II. Selim devrinde (1566-74) İstanbul'da en az üç musevi matbaası bulunduğu bilinmektedir. Bunlara 1567'de, yine İstanbul'da ilk Ermenice matbaa ve 1620'lerde ilk Rumca matbaa katılmıştır.

Bir İslam ülkesinde yayınlanan ilk günlük gazeteler, Türkiye'de yerleşik Fransızlar tarafından, 1796'da İstanbul'da ve 1821'de İzmir'de neşredilmişlerdir. 1831'de ilk Türkçe gazete olan Takvim-i Vekayi'yi yayınlatmak için II. Mahmud İzmirli gazeteci Alexandre Blacque'a başvurmuştur. Bir İslam milletinin dilinde yayınlanan yeryüzünün ilk bağımsız gazetesi olan Ceride-i Havadis de, 1840'da İngiliz asıllı William Churchill tarafından, İstanbul'da ve Türkçe olarak yayınlanmıştır.

İslam ülkelerindeki ilk modern ve laik yüksek okullar, 1802-03'te Rumlar tarafından İzmir, Ayvalık ve İstanbul-Kuruçeşme'de kurulmuştur. Bunları 1838'de Ermenilerin Üsküdar'da kurduğu Cemaran izlemiştir. 1867'de kurulan Galatasaray mektebi önemli oranda bu okulları model alacak, onların yetiştirdiği eğitmen kadrolarından yararlanacaktır.

İslam toprakları üzerinde kurulan modern anlamda ilk temsili parlamento, 1860'ta Sultan Abdülmecid'in bahşettiği millet nizamnamesi uyarınca İstanbul'da oluşturulan Ermeni Umumi Millet Meclisidir. Düzenli seçimlere, siyasi partilere ve cemaat bünyesinde yasama yetkisine sahip olan bu meclis, Ermeni toplumunun iç yönetimini üstlenmiştir. Onaltı yıl sonra aynı kentte kurulan Osmanlı Mebusan Meclisinin, bu meclisin deneyimlerinden geniş ölçüde yararlandığı bilinir. 2

Yeryüzünde ilk kez kapsamlı bir Batılılaşma teorisi, ve belki "Batılılık" kavramının ta kendisi, Rum reformcusu Kirillos Lukaris tarafından 1620'lerde İstanbul'da ortaya atılmıştır.

Bu olaylar belki ülkedeki İslam unsurunu doğrudan ilgilendirmemiştir; ama Osmanlı yönetici sınıfı ve aydın kesiminin, yönettikleri ülkede ve içinde yaşadıkları kentte vuku bulan bu gelişmelere tümüyle yabancı kaldıklarını düşünmek yanlış olur.

III.

Osmanlı-Türk yönetici elitinin Batı kaynaklı kurum ve fikirlere ilgi göstermesi de en az 1700'lere dayanır. Bu alanda Türkiye ile bir süre yarışmış olan tek İslam ülkesi, 1800'lerin başında Kavalalı Mehmed Ali Paşa yönetiminde bir reform dönemi yaşayan Mısır'dır. İran'ın modernleşme hamlesi, 19.cu yüzyılın ikinci yarısındaki bir-iki cılız çaba sayılmazsa, içinde bulunduğumuz yüzyılın eseridir.

Arap harfleriyle ilk matbaa Türkiye'de 1727'de, Mısır'da 1810'da, İran'da 1838'de kurulmuştur.

Batı mimari etkisini taşıyan ilk camiin inşa tarihi Türkiye'de 1748 (Nuruosmaniye camii), İran'da 1890'lardır (Sipahsalar camii).

Batı tarzında ilk teknik okulu Türkler 1773'te (Mühendishane-i Bahri-yi Hümayun), İranlılar 1851'de (Darülfünun) açmışlardır. Modern anlamda ilk üniversitenin kuruluş tarihi Türkiye'de 1900, İran'da 1936'dır.

Batı'dan temel kanunları tercüme etmeye Türkiye 1840'larda başlamış, Fransız modeline dayalı Ticaret kanununu 1850'de, Ceza kanununu 1858'de, Ceza ve Hukuk Muhakemeleri Usul kanunlarını 1879'da benimsemiştir. Benzer bir hukuk reformuna Mısır gerçi birkaç sene daha erken başlamıştır; ama İran'ın hukukta Batılılaşma işine girişmesi 1930'ları bekleyecektir.

Gazete konusunda da Mısır Türkiye'den üç yıl ileridir: Mısır'ın ilk devlet gazetesi 1828'de, Osmanlı devletince yayınlanan ilk Türkçe gazete 1831'de yayın hayatına girmiştir. Buna karşılık ilk bağımsız Türkçe gazete 1840'ta, ilk bağımsız Arapça gazete 1860'ta, ve ilk bağımsız Farsça gazete 1875'te çıkacaktır; üstelik sözkonusu Arapça ve Farsça gazetelerin her ikisi de (el-Cevaib ve Ehtar), Arap ve Acem aydınları tarafından, Osmanlı devletinin başkenti olan İstanbul'da yayınlanmışlardır. Mısır'da ilk bağımsız gazete 1876'da, İran'da ise ancak 1906'da yayınlanma olanağı bulacaktır.

İslam aleminde basın özgürlüğü kavramını anayasasına koyan ilk ülke 1909'da Türkiye olmuştur. Adıgeçen özgürlük, cumhuriyetin kurulduğu 1923 yılında kaybedilecektir.

*

İslam aleminde yazılı anayasası olan ve parlamentoya dayalı meşruti rejimi deneyen ilk ülke de Türkiye'dir. Sözkonusu rejim 1920'de değil 1876'da kurulmuştur; kurucusu da Atatürk değil sultan II. Abdülhamid'dir. Birçok bakımdan Türkiye'nin bugünkü anayasasından daha çağdaş ve liberal bir anlayışı yansıtan 1876 Kanun-u Esasisi, İslam ülkeleri tarihinin ilk yazılı anayasasıdır. Bu anayasaya göre seçilen Osmanlı Meclis-i Mebusanı da, herhangi bir İslam ülkesinde toplanan modern anlamda ilk parlamentodur.

Kıyaslamak açısından belirtelim ki, o dönemde Avrupa'nın önde gelen ülkelerinden biri olan Avusturya-Macaristan imparatorluğu ilk genel parlamentosuna 1867'de (Türkiye'den sadece 9 yıl önce) kavuşmuştur. Rusya'da ilk parlamento 1905'te (Türkiye'den 29 yıl sonra) kurulacaktır. Mısır'da 1878'de kurulan meclis gerçi Türkiye'ninkinden daha kalıcı olmuştur. Buna karşılık İran'da ilk yasama meclisi 1906'da kurulacak, bu meclis de kısa bir süre içinde ülkenin kaosa yuvarlanmasıyla etkinliğini yitirecek ve ortadan kalkacaktır.

1908'den itibaren Türkiye, aktif, ciddi ve en azından 1912'ye dek bir hayli özgür bir parlamentoya sahip olmuştur. Büyük Millet Meclisi'nin Tek Parti tahakkümüne teslim olduğu 1923 yılı öncesinde Türkiye, İslam aleminde işler bir parlamentoya sahip olan iki bağımsız ülkeden biridir (öteki Arnavutluk).

Sonuç

Görüldüğü gibi Türkiye'nin modern, Batıya açık ve demokratik bir ülke olma yolunda İslam alemine önderliği, Atatürk devrimlerinden çok önceye dayanmaktadır: "modernleşme" kavramının ilk ortaya atıldığı yıllardan beri Türkiye İslam aleminin en modern ülkesi olmuştur.

Günümüzde ise bu farkın gitgide belirsizleşmeye başladığı görülmektedir. Gerek ekonomik, gerek siyasi kurumları açısından bugün Malezya ve Fas gibi ülkelerin Türkiye'den geri olduklarını söylemek mümkün değildir. BAE, Kuveyt ve Bahreyn gibi Körfez emirlikleri ise, uluslararası sosyo-kültürel etkileşimlere Türkiye'den bir hayli daha açık toplumlar görünümündedir.

Türkiye'nin demokratikleşme ve modernleşme alanlarında İslam aleminin geri kalan kısmına karşı nisbi üstünlüğü, belki de,1923 öncesine oranla artmamış, eksilmiştir.

Notlar

1. Mantran'a göre 1590'da İstanbul'da yerleşik 332 hane "Frenk" nüfus bulunur. Braude & Lewis, Christians and Jews in the Ottoman Empire içinde, s. 128.

2. Bak. Vartan Artinian, Osmanlı Devletinde Ermeni Anayasasının Doğuşu, 1839-1863 (Türkçe çeviri Aras, 2004). Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, Der Yay. 1995).

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53