Kemalist rejim, Türkiye'de "kul kültürünün" giderilmesine yardımcı olmuş mudur?

Aslında ben cumhuriyetimizi, daha doğrusu Türk devrimini şöyle tanımlıyorum: Teokratik esaslara dayalı bir [monarşiden], halk egemenliğine dayanmaya çalışan bir cumhuriyete geçiş. [...] Monarşinin kullarından, cumhuriyetin vatandaşına geçiş evresi sözkonusu. Devrim budur. Bunlar dışında kalanlar, şapkaydı, alfabeydi, vb. teferruattır. Devrim, kuldan vatandaşa geçiştir. Vatandaşı bir kez oluşturduğunuz zaman, cumhuriyet bunu oluşturmuştur, o vatandaş nasıl olsa demokrasiye geçecektir. Ve geçmiştir. (Prof. Dr. Toktamış Ateş, İkinci Cumhuriyet Tartışmaları, s. 149.) Bu önderin [Atatürk'ün] halk yığınlarını coşturma, sürükleme yeteneği olduğu kuşkusuzdur. Arif Payaslıoğlu'nun deyimiyle, "tapmaya alışık bir halkın karizmatik-otoriter bir önder yaratma eğiliminde olduğu, önderin de yarı-gönülsüz olarak kendisine böyle bakılmasını istediği bir döngü kurulmuştur." (Mete Tunçay, Türkiye'de Tek Parti..., s. 329)

Türk halkının, siyasi otoriteye "tapmaya alışık" bir halk olup olmadığı tartışılabilir. Özellikle kasabalı ve köylü halk çoğunluğu açısından, ne bugün ne de geçmişte, güçlü bir "siyasi tapınma" eğilimi saptamak kolay değildir. Aksine, kuşkuculuk, içe kapalılık, rasyonel fakat dar vadeli bir çıkarcılık, bağlayıcı duygu ve ifadelerden kaçınma güdüsü, daha belirgin kültürel özellikler olarak göze çarparlar. Halk sınıflarının önemlice bir kısmında, dinî nitelikli olanlar dışında hiçbir kişi veya nesnenin tapınmaya layık olmadığı inanışı yaygındır. Kırsal kesimde ise, yüzyüze ilişkiler dışında kalan dünya hakkında güçlü herhangi bir inanç veya duyguya sahip olan kimselere çok sık rastlanmaz.

Siyasi otoriteye tapınma, pekala bilindiği üzere, Türkiye'de daha çok elit kesimi etkileyen bir alışkanlıktır. Devlet büyüklerine her türlü mantık ve haysiyet ölçüsünü aşan övgüler sunma geleneğinin sahipleri, daha çok devlet memurları, milletvekilleri, silahlı kuvvetler mensupları, öğretmenler, profesörler, serbest meslek erbabı ve öteki aydınlar gibi, toplumda belli bir mevki ve saygınlığa sahip olan, dolayısıyla bunları kaybetmeme endişesi ya da daha yükselme hırsı taşıyan zümrelerdir. Az sonra örnekleri görülecek olan kulluk ifadelerinin, mesela bir bakkala veya kapıcı karısına değil, az çok okumuş ve otorite kullanmaya alışık kimselere ait oldukları kolaylıkla anlaşılabilir. Halktan kişilerin bu tür bir usluba heves etmeleri ise, çoğu zaman, kendilerini olduklarından daha "okumuş" ve "önemli" gösterme çabasının bir ürünüdür.

Dalkavukluğun toplumsal koşulları

Yukarıdaki gözlem, kısaca "şark dalkavukluğu" diye adlandırılan sosyal hadisenin, bir kültür veya gelenek sorunu olmaktan önce, pekala rasyonel bir davranış biçimi olabileceğini düşündürür. Okumuş, aklı başında ve yükselme hırsına sahip insanların siyasi otoriteye tapınmaları ya da tapınır gibi davranmaları, belki de, bazı toplumsal koşullarda akılcı sayılabilecek bir uyum (adaptasyon) yöntemidir. Dolayısıyla bu toplumsal koşullar ortadan kalktığında, belki hemen, belki (insan alışkanlıklarının gücü hesaba katıldığında) bir-iki kuşak içinde kaybolup gitmesi beklenecek bir davranış bozukluğudur. Sorun toplumun "kültürel" bir zaafı değil, aksine koşullara uymada gösterdiği rasyonel yetenektir.

Siyasi otoriteye tapınma tavrını - "kul kültürünü" - mantıklı bir toplumsal refleks haline getiren koşullar nelerdir? Birer hipotez olarak ortaya çıkarmaya çalışalım.

Kul kültürü şu koşullarda rasyonel bir davranış biçimi olarak ortaya çıkacaktır:

1. Siyasi ikbal, bir tek kişi veya merciin (örneğin Tek Parti yönetiminin) yetkisinde ise; farklı otoritelerin rekabetinden doğan pazarlık kapıları kapalıysa.

2. Siyaset dışındaki ikbal ve yücelme yolları (örneğin ticaret, sanayi, bilim, sanat, din), milli siyasetin birer şubesi haline getirilmiş; bu alanlarda başarı, siyasi bir davaya hizmet etme şartına bağlanmışsa.

3. Siyasi bir görüş veya milli bir davanın ülkedeki mutlak hakimiyeti, bunun dışında kalan düşünce ve davranışları "toplum düşmanlığı", "vatan hainliği", "nankörlük", "psikopatlık" ve benzeri nitelemelere açık bırakmışsa.

4. Siyasi ve milli amaç uğruna hukukun zedelenmesine, dolayısıyla toplumda hukuka olan güvenin sarsılmasına (örneğin devrim mahkemeleri kurularak) göz yumulmuşsa.

5. Siyasi ve milli amaç uğruna her aracın mübah olduğu (örneğin "devrimin kendi mantığı" olduğu) görüşü hakim kılınmışsa.

6. Siyasi ve milli amaç uğruna yalan söylemek (örneğin Hititlerin Türk olduğunu beyan etmek) ahlaken doğru kabul ediliyorsa.

7. Toplumda vicdan ve haysiyet duygularını geliştiren, ikbali reddetme ve terörden yılmama gücünü kişilere kazandıran kurum ve değerler (örneğin din, mutlak bilim kurumları) zayıflatılmış veya zedelenmişse.

8. İçte hakim olan siyasi koşulları sorgulamaya imkân veren uluslararası bilgi ve düşünce alışverişi (örneğin yabancıların "düşman" ve "emperyalist" oldukları fikri aşılanarak) kısıtlanmış; uluslararası dayanışma araçları (örneğin "kökü dışarıda akımlar" diye tanımlanarak) yokedilmişse.

9. Siyasi otoritenin intikamından çekinmeyecek kadar sağlam dayanakları olan, davranışlarıyla toplumun geri kalan kısmına ilham ve cesaret veren birtakım ayrıcalıklı kesimler (örneğin ırsi bir aristokrasi, veya yabancı devletlerin himayesinde olan vatandaşlar) toplumda yoksa veya yokedilmişlerse.

10. Devlet gücünün, en ücra köy ve kasabaya kadar uzanan coğrafi homojenliği, devletin dolaysız denetiminden kaçış imkânlarını yoketmiş; başkentin veya sarayın boğucu havası dışında memlekette soluyacak temiz hava bırakmamışsa.

11. Nihayet, bütün bunlar sayesinde gelişen dalkavukluk ve Üst'e yaranma kültürü, toplumun en üst mercilerinde (örneğin mebus atanmak veya devlet sofralarına davet edilmek suretiyle) mükafat ve takdir görüyorsa.

Saydığımız koşulların, şu ya da bu ölçüde, Şark toplumlarında sıkça rastlanan koşullar oldukları gerçektir. Ancak Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş aşamasında bu koşulların, Osmanlı devrinde hemen hemen hiç görülmemiş bir şiddet ve yoğunluk derecesine erişmiş oldukları da ayrı bir gerçektir.

Çağdaş Türk siyaset uslubu: 1. Övgü

Saydığımız koşullarda yeşeren siyasi zihniyet ve uslubun, geniş bir literatürden seçilmiş birkaç örneğine göz atalım:

Hamdullah Suphi Tanrıöver: "Geçtiği yollarda, incecik ellerine, kahır çekmiş köylülerin nasırlı elleri sarıldı; ninelerin dua ile titreyen dudakları dokundu. O'nun en güzel, en tanrısal eserleri yapan ellerine, öksüz çocukların göz yaşları döküldü. O şimdi ismi her milletin dilinde anılan, daha yaşarken tarih olmuş, hayalin ufuklarında ve kat kat şafaklar içinde yüzen efsanevi bir kahramandı." (Günebakan, s. xx. Yazının konusu, 1923 TBMM seçimleri öncesi Gazi'nin çıktığı yurt gezisidir.)

Ağaoğlu Ahmet: "Büyük Gazi! [...] Büyük Dahi! [...] layezal ve ebedi bir merbutiyet hissinin mahsulü olan bu satırları [vb...]

Bütün nimetleri, Paşa Hazretleri, bendeleri, Sizin dehanıza medyunum. Bugünkü vaziyetin tahavvülü bütün vatanın felaketini mucip olacağı gibi, benim gibilerin de tamamen mahv ve perişanisine sebep olacağından zerre karar şüphe ve tereddüdüm yoktur. [...]

Büyük Müncimiz! [...] Türk inkılabının başında bulunan Dahi'nin haiz olduğu prestije dünyanın hiçbir tarafında ve hiçbir devrinde tesadüf olunmamıştır. Gazi Paşanın icra etmiş olduğu tahavvüller [...] adeta mucizevi ve efsanevidir. [...] Bir millet yalnız bilakaydüşart itimat ettiği, kalbinin ve ruhunun bütün samimiyeti ile takdis ettiği bir Rehber'e ancak bu kadar teslim-i nefs eder. Dünyada hiçbir hükümdar, hiçbir peygamber bu kadar derin ve şumullü bir inkılabı icra etmemiştir ve edemez. Bu mucize yalnız Türk Deha'sına müyesser olmuştur." (Atatürk'e 1926 tarihli mektup; elyazısıyla ve Atatürk'ün notlarıyla iktibas eden, Soyak, Atatürk'ten Hatıralar c. II, s. 493.)

Abdülhak Hamit Tarhan: "Sen ki hilkat [yaradılış] denilen ummanın/en büyük incisisin [...] Bir dehaet [dehalık] ki güneşten yüksek,/Ve semavat ile ünsiyeti [yakınlığı] var." (1927)

Ahmet Haşim: "Altıyüz senelik bir devri bir anda ihtiyarlatan adamın çehresi, eski ilahlarınki gibi, yıpranmış bir başın hiçbir izini taşımıyor. Alevden coşkun bir nehir halinde, yeni bir cihanın kuruluşuna yol açan fikirler kaynağı o baş, bir yanardağ tepesi gibi taşıdığı ateşe kayıtsız, mavi gök altında sessiz ve gülümseyerek duruyor." (Bize Göre, 1928.)

Burhan Cahit: "Gazi Mustafa Kemal, kaderin büyük milletlere nasip ettiği büyük habercilerin sonuncusudur. Onlardan biri, bir kavmin kararan ruhunu aydınlattı, ve gösterdiği ışık arzın yarısını karanlıktan kurtardı." (Gazi'nin Hayatı, 1930)

İhsan Şerif (Gazi'nin huzurunda): "Aklı beşerin ihata edemeyeceği hiçbir muamma yoktur ki, Büyük Gazinin şimşekler yaratan gök gözlerinin bir an nazarı altında bütün kolaylıklarile halledilmiş olmasın. İste fıtratın cihanda milyonlarca insandan esirgediği bu durbini [uzakgörüşlülük] ve kudret nazarı sayesindedir ki Büyük Gazi [vb. ...] Bugün siyaset dünyasında büyük ırkımın varlığını yaşatan Büyük Halaskarımız olduğu gibi, güneşten doğan büyük ırkımın mazideki şanlı ve canlı varlığını yaratan da Büyük Gazi Hazretleridir (sürekli alkışlar)." (Birinci Türk Tarih Kongresinin açış konuşması, 1932)

Prof. Dr. Yusuf Ziya Özer (Gazi'nin huzurunda): "Temas ettiği her şeye hayat ve ruh ifaza eden Ulu Gazi yüzlerce asırların ihmal ettiği bu noktaya da sihirli asasının ucuyla dokundu. Madem ki derinlikleri ölçülmek mümkün olmayan dehasının şulesi bu meseleye in'ikas etmiştir [yansımıştır] [vb. ...]." (Birinci Türk Tarih Kongresinde tebliğ, 1932)

Yusuf Ziya Ortaç: "Atatürk'e Ekber! Atatürk'e Ekber! ancak O var: Atatürk! / Evliya odur, peygamber odur, sanatkâr Atatürk, / Tarihe hakim, zekâya önder, doğma serdar Atatürk, / Bunları geçti insan büyüğü: Kendi kadar Atatürk!" (1933; bak. Behçet Necatigil [der.], Atatürk Şiirleri, Türk Dil Kurumu Yay. 1963).

Aka Gündüz: "Atatürk'ün tapkınıyız! [...] Her şeyde Atatürk, Yerde O! Gökte O! Denizde O! var da O! yok da O! her şeyde O! Atatürk! [...] Yerdedir, göktedir, sudadır, alandadır, diktedir, pusudadır. Görünmezi görür! Bilinmezi bilir! duyulmazı duyar! Sezilmezi sezer, ezilmezi ezer! Her şeyde Atatürk! Elimizi yüzümüze, gönlümüzü özümüze kapıyoruz. Biz sana tapıyoruz! Biz sana tapıyoruz! [...] Varsın, Teksin, Yaratansın! Sana bağlanmayanlar utansın!" ("Yürekten Sesler", Hakimiyet-i Milliye, 4.1.1934; aktaran İsmail Beşikçi, CHF Tüzüğü, s. 188. Aka Gündüz'ün eserinde ironi belirtilerine rastlamak güçtür.)

Kadro dergisi (Tek Parti rejiminin ideolojisini kurmayı amaçlayan Kadro dergisi, Şevket Süreyya Aydemir, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Vedat Nedim Tör, Burhan Belge ve İsmail Hüsrev Tökin tarafından çıkarıldı): "Türk milletinin yüksek ve kutlu mukadderatını 14 yıldan beri zaferden zafere ileten Büyük Şefin yalçın kametini tarihin zeminine heybetle aksetmiş görmek, O'nun esrarlı, onurlu, sessiz ve alayişsiz Şef kudretini, milletin varlığı gibi sağlam ve sonrasız gösteriyor. [...] Milletten Şefe doğru muhabbetin, milletten Şefe doğru selahiyetin, milletten Şefe doğru sadakat ve itaatin bu ne hudutsuz ölçüsüdür ki, Şefte, milletin bütün varlığı, bütün kurtuluş ve kuruluş kararı ve bütün manevi kıymetleri bu kadar eşsiz bir sembol bulabiliyor!" (Başyazı, sayı 31, 1934).

Vasfi Mahir Kocatürk: "Peygamber Tanrısına duymadı bu hasreti,/ Vermedi bu kudreti Tanrı peygamberine/ [...] Cihangirler sürünür senin eteklerine/ [...] Yalnız senin önünde duydum küçüklüğümü, / Benzedi ıstırabın Allahın kederine." ("Heykelinin Karşısında", 1935)

Prof. Dr. Nimetullah Öztürk: "Damarlarımıza taze kan, vücudumuza taze can, gönüllerimize sarsılmaz iman, kafalarımıza sonsuz giden ülküleri sen verdin... Ancak sende ve seninle yaşamaktayız ölümsüz Ata!" (1953)

Prof. Dr. Cahit Tanyol: "Gerçeğe giden bütün yollar O'nda birleşiyor. O'nda tamamlanıyoruz. O'na sırtını çeviren düşünce bizden değildir." (1960)

Yakup Kadri Karaosmanoğlu: "Ne zaman insanüstü bir varlığın özlemini duysak hemen O'nu hatırlıyor, O'na sığınıyoruz. [...] İnsanlık tarihinin umumi kıymet ölçülerine göre inanıyoruz ki, O, yiğitlerin en yiğiti, dahilerin en dahisi, inkılapçıların en inkılapçısı ve devlet adamlarının en mükemmeli idi." (1961)

Prof. Yusuf Hikmet Bayur: "O'ndaki azim ve irade fevkelbeşer [insanüstü] idi. Yenemeyeceği hiçbir güçlük, deviremeyeceği hiçbir engel yoktu." (1964)

Çağdaş Türk siyaset uslubu: 2. Sövgü

Kul kültürünün değişmez bir unsuru da, Üst'e karşı çıkan ya da karşı çıktığı sanılan veya karşı çıkma ihtimali bulunan kişilere karşı gösterilen abartılı şiddettir. Çağdaş Türk siyaset dilinde, böyle kişiler, istisnasız olarak, a) vatan hainidir, b) gizli ve karanlık amaçlar peşindedir, c) para ile satın alınmıştır, d) kandırılmıştır, e) yabancı ajanıdır, f) Türk değildir, g) cinsel tercihleri kuşkuludur. Her halükârda, dürüst ve meşru birtakım gerekçelerle Üst'ün bazı görüşlerini paylaşmıyor veya bazı davranışlarını onaylamıyor olmaları, akla gelebilecek ihtimaller arasında bulunmaz.

Örneğin:

Falih Rıfkı Atay: "Hiç şüphe etmeyiniz. Bütün bu muhalif gazeteciler, hepsi bir kelime ile alçaktırlar. Balkanlardan Amerika'nın öbür ucuna kadar böyle mahluklar, casus ve baba katili gibi, en iğrenç mücrimlerle bir sıraya konur ve şahıs hürriyetleri bile kendi ellerine teslim edilmez. Biz ise, gazete denilen müesseseyi teslim etmişiz. Vatan, zafer, milli şeref ve hepsini temsil eden Gazi, Türk cinsinin en büyük adamı, bütün mukaddes kıymetlerle oynama hakkını vermişiz. Zafer mazidir diye zafer heykelini yıkmak isteyen alçak ruhlar, yalnız sizin havalarınızda teneffüs etmektedirler. Pis ciğerlerinin içinde, yalnız sizin havanızı kirletmektedirler. Bu adamlar, ölüleri soymak için iki ordu arasındaki harbin sonunu bekleyenler gibi, yağma için yangın çıkmasını bekleyen serseriler gibi, hırslarını doyurmak için vatanın parçalanışını, devletin düşüşünü beklemektedirler. İnkıraz beklemektedirler. [...] Hürriyetin, sokak köpekleri tarafından kemirilmek için kaldırım üstüne atılmış bir kemik parçası olmadığını herkes bilir." (Hakimiyeti Milliye [Ulus], Başyazı, Haziran 1931.)

(Yazı, Atatürk'ün 1.11.1930 tarihli TBMM açış konuşmasında basın hürriyetine ilişkin ifade ettiği görüşlerin daha renkli bir dille tekrarıdır.)

Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya: "Türk devrim hareketini aşağılatarak türlü amaçları tatmin çabasında olanlar, gelecek kuşaklar karşısına, böylesine bir nankörlük yükü altında iki büklüm, ne yüzle çıkacaklardır? [...] Onlar, bu memleketin doğal gelişme ve yükselme yolunu tıkamak isteyen bir zihniyetin temsilcileri oldukları için bu yoldadırlar." (Tunaya, Devrim Hareketleri..., s. 3, 1964.)

(İlk cümledeki "tatmin" kelimesine dikkat ediniz.)

Uğur Mumcu: "[...] yasadışı Kuran kursları, Suudi sermayesi desteğindeki İslamcı enstitüler, devlet kapılarında iş takipçiliği yapan Nakşi şeyhleri, Arap sermayesiyle sarmaş dolaş il ve belediye başkanları, milyarlık şirketler, dinsel gericiliğin sakalını sıvazlayarak bugünkü lükslerini sürdüren, ağızları Davidof marka purolu, bilekleri Roleks marka saatli sözde liberaller, liberalizme yardakçılık yapmayı hüner sayan dönek Marksistler, rüzgar gülleri gibi her gün yön değiştiren tatlı su ilericileri, gölgelerinden korkan aydınlar, salon sosyalistleri, gericinin yoksuluna karşı aslan kesilip aynı gericinin iç ve dış sermaye çevreleriyle sarmaş dolaş olanına karşı süt dökmüş kedilere dönen sahte Atatürkçüler, tirajlarını biraz daha artırmak için kadın göğsü ve bacak fotograflarının yanında Kuran ciltleri veren gazete patronları." (Cumhuriyet, 12.3.1989.)

("Sarmaş dolaş," "sakal sıvazlamak," "rüzgar gülleri" ve "tatlı su" deyimlerindeki cinsel duyarlığa dikkat ediniz.)

Yekta Güngör Özden: Ben [ikinci cumhuriyetçilerin] çoğunu okumuyorum ve dinlemiyorum. Duyduklarım için söylüyorum. [...] Devlet kurmuş, vatan kurtarmış bir adama saldırmanın nankörlüğü; koşulları, ortamı bilmemenin aymazlığı var. Ondan sonra neye hizmet ettiklerinin ayırdında değiller. Bunları başka türlü nitelemek istemiyorum. Çıkar olabilir, yurtdışı bağlantıları olabilir, intikam olabilir." (1994, Baykam (der.), Mustafa Kemaller..., s. 229)

(Satılmışlık-ajanlık-ard niyetlilik üçgenine dikkat ediniz; bunları söyleyen, ülkenin en yüksek mahkemesinin başkanıdır.)

Sonuç

Bu üslup ve bu zihniyetin siyasi düşünceye egemen olduğu bir toplumda, çağdaş demokrasinin tutunması bir yana, en temel hukuk ve siyasi ahlak kurallarının nasıl korunabileceğini anlamak güçtür.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53

Kategori: Yanlış Cumhuriyet