Eski hayatlar

Sen eskiden otel yazarıydın, daha önce Marx'ın okunmaz kitaplarını çevirirdin, şimdi dilbaz olarak karşımıza çıktın, kafam karıştı, aynı Sevan mısın, klon musun, nesin diye sormuş değerli bir okurum. Ayrıca müteahhitliğim ve gecekondu mimarlığım da vardır, onu eklememiş ama herkes bilir. Unuttukları öteki kimliğim, Commodore-64 gurusu, memleketin ilk popüler bilgisayar firmasının kurucusu Sevan Nişanyan. Çoğu zaman ben bile unutuyorum.

Tatilde boş durma çalış

84 yazında üç haftalık bir tatil için İstanbul'a geldim. O sırada New York'tayım, harıl harıl doktora tezi yazıyorum Peru ve Arjantin'in siyasi partileri hakkında. Washington ile Boston arası bir kariyer mukadder görünüyor. Sonradan Amerikan dış politikasının baba isimleri olacak kişilerle sohbetim var. Evliyim ama o evlilik de eskimiş, on seneden sonra Amerika da bıkkınlık vermiş.

Geldiğimin ikinci akşamı Yeniköy'deki Aleko'nun meyhanesinde Osman Kavala ile muhabbet açıldı, büyük bilgisayarların devri kapanıyor, şu home computer olayına bakmak lazım diye. Ben o yılın Ocağından beri Commodore'umla yatıp kalkmışım, Basic'i geçip assembly dili öğrenmişim, Sabit'le beraber çatır çatır program kırıyoruz, hatta hacker dergilerinde yazılarımız çıkıyor ufaktan. "Peki" dedi Osman, şu hadiseyi bir incele bak, Türkiye'de piyasası neymiş bunun.

Kimi liseden kimi adadan tanıdık çıktı, birkaç gün piyasada dolanıp çay kahve içtikten sonra tablo çabucak netleşti. Commodore o tarihte dünya lideri ama Türkiye'de doğru dürüst bir mümessili yok, birkaç firma tek tük getirip vitrinde satıyor, ilgi var, Taksim'de genç bir Yahudi adam distribütörlüğü almaya çalışıyormuş ama parası yok.

Adamlara bir teleks çektik, ilgileniyoruz diye. (O zamanlar teleks vardı, Bronz Çağından az sonra). Pazar araştırması isteriz diye cevap verdiler. E ondan kolay ne var? Bülent Tanla ile Asaf'ın evinde bir akşam yemeği, Devlet İstatistiğe bir ziyaret, üstüne bol esnaf dedikodusu, 50 sayfalık pazar araştırması iki haftada hazırlandı, dört dörtlük iş oldu. "Hong Kong'a gel görüşelim" dediler. Ne yapalım, yaz sonuna kadar burada kalırım şu iş yarım kalmasın diye düşündüm, gittim.

Örgüt kuruyoruz

Pazarlık süreci Kasım'a kadar sarktı. Mecburen üniversiteme yazı yazıp bir sömestre izin istedim. Arada İstanbul'da ve taşrada elektronik işi yapan bütün firmalar tesbit edilip teker teker gezildi, tanışıldı, bayilik konuşuldu. Reklam kampanyası tasarlandı. Gümrük mevzuatı araştırıldı. Software'den anlayan adam arandı. Şirket kuruldu. Bir yardımcı, bir sekreter derken ekip olmaya başladık. Baktım Taksim'deki Yosef'in yarışı bırakmaya niyeti yok, gittim konuştum; benim arkamda koskoca Kavala grubu var, başedemezsin, gel sen de bize katıl diye teklif ettim. Aklı yattı. Olduk mu birden 10-15 kişi?

Hong Kong-Londra arası dört beş kez mekik dokuduktan sonra nihayet anlaşma imzalandı, sıra siparişe geldi. Ben piyasayı koklamışım, yılda en az onbin satarız, bin taneyle başlayalım diyorum. Kavala yönetim kurulunda birtakım kibar kibar amcalar, "Sevan Bey siz gençsiniz heyecanlısınız, Türkiye'de o kadar 'kompütör' alacak kaç araştırma kuruluşu var, hadi şunu elli yapalım sizin de gönlünüz olsun" tavrındalar.

Al takke ver külah amcaları ikna ettik. 5 Ocak 1985'te 600 tane Commodore-64 Karaköy gümrüğüne indi. AYNI GÜN bütün gazetelerde çarşaf çarşaf Emre Senan'ın çizdiği dünya güzeli reklamlarımız başladı. Ki Türk basınındaki ilk kitlesel bilgisayar kampanyasıdır, bilgisayarı kargacık burgacık bir teknolojik alet değil her eve lazım bir ihtiyaç maddesi olarak sunan ilk kampanyadır. AYNI GÜN Teşvikiye'de Ralli Apartmandaki şirket merkezimize taşındık; tam hatırlamıyorum, on-oniki yeni eleman o gün işe başladı. Öğlene kadar 600 bilgisayar satıldı bitti. Öğleden sonra mal almaya gelip bulamayan yirmiye yakın bayi kapının önünde arbede çıkardılar, itiş kakış oldu, polis geldi. Onbin abartı olur hadi, ama beşbin makina olsa o gün satılacağı anlaşıldı.

Kaos ayları

Ondan sonrası kâbustur.

Hong Kong'dan ikinci parti malın gelmesi Şubat ayını buldu, o da aynı gün tükendi. Bilgisayar hadisesi birdenbire ülke çapında bir çılgınlığa dönüşme eğilimine girdi. Her gün gazetelerde dergilerdeyim, konuşma yapmak için beni Bursa'ya, Osmaniye'ye, şuraya buraya çağırıyorlar. Türkiye'nin ilk popüler bilgisayar dergisini çıkarmaya başladık; bütün gün şirket mesaisi yaptıktan sonra geceyarısı çocuklarla toplanıp dergi hazırlıyoruz. Oraya da Baytan Bitirmez müstear adıyla programcılık yazıları yazıyorum, sabahın ikisinden üçünden sonra.

Ekip oldu 70-80 kişi: hepsi deneyimsiz gençler, bir kargaşa bir kaos ki bildiğin gibi değil. Ben muhasebenin m'sinden anlamam, tahsilat filan bilmem. Piyasadan birkaç milyon dolar alacağımız var, bankalara borcumuz bunu da aşmış, halbuki o zamana kadar hayatta ikibin doları bir arada görmüşlüğüm yok. Holding'den başıma derhal bir maliye komiseri gönderdiler. Bilal, aslında düzgün adam, durduk yerde düşman sahibi oldum. Yıllar sonra bir yerde karşılaştık da barıştık allahtan.

Esas komiği şu: bu sırada ben hem asker kaçağıyım, hem 1980 öncesi örgüt üyeliğinden aranıyorum, aranıyor muyum tam da belli değil. Bir yandan ANAP'ın kongresine bilgisayar sistemi kuruyoruz, Ankara'ya gidip Erkal Zenger'le, Adnan Kahveci ile, parti kodamanlarıyla görüşüyorum. Bir yandan içim pır pır, bakanlığın kapısında kulağımdan tutup içeri atsalar sürpriz olmaz. Adamlara anlatamazsın da, inanılır gibi değil çünkü.

Sonunda iş patladı tabii. Nasıl patladığı müthiş hikâyedir, ama anlatmaya cesaretim var mı şimdilik bilmiyorum. İşin aslını Osman'la Asaf bilir, bir de galiba Zeynep. 1985 Mart başında apar topar memleketten gitmek zorunda kaldım. Gittiğim gün Hilton'da basın toplantımız var, yurt dışından Commodore'un büyük yöneticisi gelmiş. Podyuma çıkıp adamı basın mensuplarına takdim ettikten sonra kimseye haber vermeden, pır, ortadan kayboldum. Toplantının sonunu arkadaşlar bir şekilde getirmişler.

Eve dönüş

Kapağı New York'a atabildim, uzun bir yolculuktan sonra. Onca macera yaşanmış, artık üniversitenin uyuşuk koridorları çekilir mi? Gittiğim gün iki üç hocamı ziyaret ettim: onlar bana uzaydan gelmiş gibi bakıyorlar, ben onlara! Kararımı verdim, New York Başkonsolosuna gittim, "valla inanmayacaksınız ama hikâye böyle" diye a'dan z'ye anlattım. Pasaport istedim. Adamcağız hayretler içinde dinledi. Beş ay boyunca ne yapacağına karar veremedi, Ankara'ya sordu. Uzun lafın kısası, 1985 Kasımında askerliğimi yapmak üzere Türkiye'ye döndüm.

O zamandan beri de buradayız, allahın izniyle.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41