Şirince'de Neler Oluyor

Yıkım ve hapis haberlerinin medyada yer alması üzerine durumu daha etraflıca özetleyen bir yazı yazdım.

(26 Ağustos 2010, facebook)

Olayın özü, tahmin edemeyeceğiniz kadar feci boyutta bürokratik ahmaklık, kibir, beceriksizlik vs. İdeolojik ve etnik önyargı onun üstüne pastanın kreması olarak ekleniyor.

Bir yeri sit ilan edince kanun gereği bir yıl içinde oranın imar planının yapılması lazım. Bu gerizekalılar Şirince'de tam 26 yıl boyu bunu beceremediler. Önce Bayındırlıkla Anıtlar Kurulu kavga etti, sonra sitin statüsünü değiştirdiler, teknik hatalar yüzünden statü kesinleşmedi, sonra imar planı yaptıracak adam bulamadılar, sonra planı mahkeme iptal etti, sonra mahkemenin iptal kararının ne anlama geldiğini yorumlamak için bir sene Yargıtay beklendi, uzadıkça uzadı.

Normal olarak bu süreçte köylü "anam hasta, oğlum asker, vıy vıy" yöntemiyle ufak tefek inşaatlarını yaptı, göz yumuldu, on yılda 15 pansiyon, 25 gözlemeci, 100 dükkan öyle öyle inşa edildi. Ama sıra bana gelince "sen dur" dediler. Belki ağam-bacım muhabbeti yapmayı beceremediğim için, belki başka nedenle.

Marangoz ve misyoner

Köyün mimari dokusunun korunması için bir dönem çok büyük emek harcadım. Ekonomik açıdan rantabl bir koruma modeli oluşturdum, herkesle paylaştım (korunsun! demek yetmiyor, yeni işleve göre mimari dokunun uyarlanması lazım ve bunun kalıcı ekonomik getirisi olması lazım). Eski evleri aslına uygun olarak yeniden inşa etme yöntemlerini araştırdım, marangozluk ve taş işçiliği dahil her işi bilfiil kendim çalışarak öğrendim, bir sürü usta yetiştirdim, ustalar için 40 sayfalık restorasyon el kitabı yazdım, isteyene ücretsiz dağıttım. Şimdi Şirince'de benden icazetli ustalar diğerlerine oranla iki misli ücret alıyor.

1996-2000 döneminde sekiz tane ev onardım. Herkes gibi kaçak-kuçuk, saklı gizli, bir şekilde tamamladık. 1999'da o zamanki müze müdürü olan şahıs bana savaş açtı. Sebepler bildik, bu adam Ermeni, vatan haini, köyü ele geçirmeye çalışıyor, misyonerlik yapıyor, kitap yazmış Çanakkale'de Atatürk ufak rütbeli bir subaydı diyerek Atamıza dil uzatmış, vb. vb. Bütün evlerime yıkım emri çıktı. Dokuz tane ceza davası açtılar. Birinden golü yedim, on ay yattım.

O dönemde muazzam kamuoyu desteği geldi. Müze Müdürü ile kaymakam rezil oldular, işlerinden atıldılar. O vesileyle Şirince'nin de müthiş reklamı oldu. Bir yılda turizm kapasitesi dörde, beşe katlandı.

Hapisten çıktıktan sonra bir süre ateşkes oldu. Ama hiçbir şey çözülmedi. Yıkım kararları uygulanmadı ama kaldırılmadı. İmar Planını yapan ODTÜ ekibi planın aynı zamanda koşullu bir imar affı olarak uygulanmasını istedi, ama valilik ve anıtlar kurulu pis bir gerilla savaşı verip özellikle benim evlerimin yıkım kararının kaldırılmasını önlediler.

Sahip olduğum her şeyin yıkım kararı olduğundan hukuken bu evler yoklar. Dolayısıyla yasal olarak herhangi bir işlem yapmam mümkün değil. Evin damını onarmam yasak, çünkü hukuken adamın izin verebileceği bir yapı yok ortada.

İmar kirliliği

2002'de, 2003'te yapmış olduğumuz yeni yapı başvuruları var. Yedi-sekiz yıl oyaladılar, imar planı çıkmadan izin vere-meyiz diyerek. Bu yıl nihayet imar planı yürürlüğe girdi, ama çıka çıka ortaya bir ahmaklık abidesi çıktı. Her detayına ayrı bir budalanın parmak attığı bir ucube plan, Şirince'yi Kumburgaz'a çevirmekten başka bir sonuç vermesi imkansız.

Esas köprülerin atıldığı nokta 2007-2008 Matematik Köyü inşaatı oldu. Yasal başvurularımızı yaptık, iki seneye yakın bekledik, belli oldu ki adamların izin vermeye niyeti yok, niyeti olsa da cesareti yok. Ben yapıyorum dedim başladım. Tam teşekküllü bir meydan muharebesi yaşadık. Yenildiler. Onu hazmedemediler. Şimdi onun intikamını alıyorlar.

Beş yıldan beri İlyastepe adını verdiğim arazide hayallerimin köyünü kuruyorum. Başta niyetim hiç elektrik getirmemekti; akil adamlar zor bela beni ondan vazgeçirdiler. Evleri taş ve topraktan yapıyorum. Hiç plan proje kullanmıyorum. En ince detayına kadar insanlara huzur ve güzellik nasıl verilir onu keşfetmeye çalışıyorum. Evin yarısına kadar inşa ettikten sonra gözüme iyi görünmezse yıkıp yeniden başlıyorum. Beşyüze yakın ağaç diktim. Beş sene uğraşıp altı ayrı kaynaktan su getirdim, bir kilometreye yakın dere yaptım. İşin güzeli herkes doğal dere sanıyor, insan eliyle yapılmış olduğuna ihtimal vermiyor.

Şimdi yıkmaya niyetlendikleri yer budur. Sırf İlyastepe için üç tane "sit alanında izinsiz inşaat", iki tane mühür bozma, bir tane de "imar kirliliğine neden olma" davası açtılar, toplamı 13,5 ila 21 yıl eder.

Masum değilim hakim bey

"Ben masumum, kötüler yıkmaya çalışıyor" savında değilim. Bilerek ve isteyerek bu savaşı açtım. Karşımdaki şeyin bir şer örgütü olduğuna inanıyorum. Bu örgütü hırpalamayı, acze düşürmeyi, otoritesini yıpratmayı yurttaşlık ve insanlık görevi sayıyorum. Elimdeki en güçlü silah alay silahıdır; onu kullanıyorum. Ortadaki insanları vicdanlarıyla korkaklıkları arasında bir seçim yapmaya zorlamak istiyorum. Bunun için de her yaptığım işin eleştirilemeyecek kadar mükemmel olmasına çaba gösteriyorum. "Eh güzel ama o kadar da değil, hataları var" diyebildikleri anda yenilirim; çünkü insanlara korkaklıklarına sığınmaları için bahane vermiş olurum. O yüzden kusursuz olmak zorundayım. O yüzden nefes almadan çalışıyorum; kılına tüyüne, taş duvarın dokusuna, pervaz detayına, tavan süsüne kadar her şeyle mücadele ediyorum. Ustalarımın posasını çıkarıyorum. Yine de beni severler sanırım.

Efsaneleşen çatışmalarımız oldu. Otuz tane jandarmayla şantiyeyi bastılar, işi durdurmamızı emrettiler. Malayı elden bırakan ustaları oracıkta işten kovdum, devam ettim. Jandarma komutanı, savcı, hakim geldiler; gelin göstereyim deyip inşaatları gezdirdim, yapacağım yerleri de söyledim. Dün vali beyin demeci üzerine ne zamandır hayal ettiğim kule inşaatına başladım. 8-10 metre yükseklikte, taştan, ortaçağ usulü bir kule yapıyorum. Bir-birbuçuk aya biter herhalde. "Parmak göstermek" olarak yorumlayacaklar; haklıdırlar sanırım.

Bir de gerçekten heyecan verici bir başka proje var. Gençlerden oluşan müthiş yaratıcı bir tiyatro grubu var, belki adını da duymuşsunuzdur. Onlar geldi, eski medreseler şeklinde kare avlulu, iç revaklı bir tiyatro okulu ve gösteri sahnesi yapmak isterlermiş. Yaparım dedim. Arsa bulur bulmaz başlıyoruz. Nefis bir iş olacak, sanırım memleket çapında ses getirecek. İzinsiz yapacağız, doğal olarak. Boyun eğmeyi bugüne dek yaptığım her şeye ihanet olarak görürüm. Onlar boyun eğecek, başka çaresi yok.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28